Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

CHP’nin Programından Önce Yapısını Tartışın!..

Yazı Hakkında

Başlık:CHP’nin Programından Önce Yapısını Tartışın!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:16 Ağustos 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

CHP’nin Programından Önce Yapısını Tartışın!..

Yıl 1975’ti. ‘Özgür İnsan’ dergisinde, Sayın Ecevit’in başkanlık ettiği bir toplantı yapılıyordu.

CHP’nin ağır toplarının yanı sıra dışarıdan uzmanlıkları nedeniyle çağrılmış üç bilim adamından birisiydim.

Ön seçimde partili bütün üyelerin oy kullanmasını savunuyordum. Karşı çıkanların başında ise rahmetli Turan Güneş vardı ve şöyle diyordu:

– Senin dediğini yaparsak bizim partinin aday listelerini Cumhuriyet ile Milliyet gazetelerinin ikinci sayfaları belirler!.

Her zamanki çarpıcı anlatım biçimi içinde, ne demek istediği açıktı. CHP tabanı en çok bu iki gazeteden etkileniyordu. Böylece onların ikinci sayfasında “Düşünenlerin Düşüncesi’ gibi başlıklar altında görüşlerini açıklayanlar, ön seçimlerde çok daha şanslı olacaklardı.

★★★

1990’ların demokratik sol ya da sosyal demokrat partilerinin programı nasıl olmalıdır tartışmaları arasında unutulan bir gerçek var.

Siyasal partilerde asıl önemli olan program değil; yapı ve o yapının yansıttığı toplumsal tabandır!

Eğer yapı sağlıklıysa ve tabanı iyi yansıtıyorsa, program eksik ve yanlış olsa da nasıl olsa düzeltilir. Ama sağlıksız bir yapı üzerine oturtulmaya çalışılan en “iyi” programlar bile kâğıt üzerinde kalırlar.

Yaşama geçirilemezler.

Sağlıklı bir yapının ilk ve temel öğesi ise sağlıklı bir üye sistemidir. Özellikle sol bir partide, asıl önemli olan üye sayısı değil, üyelerin bilinç ve etkenlik (aktiflik) düzeyidir.

Üyeniz -hiç değilse- programınızın ana çizgilerini biliyor mu?

Küçük ve simgesel de olsa üyelik ödentisini düzenli bir biçimde ödüyor mu?

Toplantılarınıza, eğitim çalışmalarınıza katılıyor mu?

Eğer bu soruların hepsine de evet yanıtını verebiliyor iseniz; 100 binlik bir üye sayısı ile 900 bin üyeli bir partiden daha sağlıklı ve daha etkili bir yapıya sahip olduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirsiniz.

Böyle bir üye yapısı içinde, elbette ki “delege ağalığı”na yer olamaz. Ama her üyenin, TBMM dahil, partisini her düzeyde temsil edecekleri doğrudan belirlemesi en doğal hakkı olur.

İnsanlar, kendilerine tanınan yetkiler arttıkça, daha çok sorumluluk bilinci taşırlar. Sorumlu üye, yetkili üyedir.

★★★

Ne var ki toplumun hangi kesimlerini temsil etmek istiyorsanız, o toplumsal tabana uygun böyle bir üye yapısı ve öncelikle o toplumsal tabanın gereksinmelerini, sorunlarını karşılamaya yönelik tutarlı bir program çok şeydir, ama her şey demek değildir!

“Taban”ın sağlıklı bir yapıda olması için gösterilen özen, “tavan”ın sağlıklı olması için de gösterilmelidir.

Marksizmdeki gibi “nasıl olsa altyapı üstyapıyı belirler” rahatlığı içine girerseniz, tatsız sürprizlerle karşılaşabilirsiniz. Tıpkı, altyapıyı değiştirerek devletin yok olacağı aşamayı bekleyen Lenincilerin, tarihin en örgütlü ve baskıcı devletlerinden birisi ile karşı karşıya kalmaları gibi..

Kim ne derse desin, hangi toplumda olursa olsun, önder çok önemlidir. Ama önderin çevresindeki yönetici kadro da çok önemlidir.

Sayın Ecevit, çok güçlü bir kadroyu etrafında oluşturduğu zaman doruğa ulaştı. Bir anlamda tek başına savaşa girdiğinde ise toplumda sağlayabildiği destek yüzde 11’leri geçemedi.

Kamuoyu yoklamalarında kişi olarak çoğunlukla birinci sırayı alırken partisinin gelip dayandığı bu sınırdan çıkan anlam açık değil midir?

Bugün, eski CHP’nin -Ecevit dışındaki- bütün güçlü isimleri ise SHP’de. O da ancak CHP’nin ulaşabildiği yüzde 42’lerin yarısı ile yetiniyor.

Ne tek başına güçlü önder, ne tek başına güçlü kadro, başarıyı güvence altına alamıyor.

Öyleyse, mesajları topluma en iyi iletebilen, toplumsal tabanı en çok harekete geçirebilen kişiyi önder yapmalı; ama öyle bir sistem de bulmalı ki partideki hiçbir değerli isim eleğin altında kalmasın! Parti, elindeki bütün olanaklardan yararlanabilsin!

★★★

Sorunun tek bir çözümü var:
İlçe yönetim kurulundan genel yönetim kuruluna kadar her düzeydeki seçimleri “orantılı temsil” (nispi temsil) sistemine göre yapmak!

Kurultayda yüzde 51 alanların egemen olduğu, yüzde 49 alanların tamamen dışlandığı bir sistemin neler getirip neler götürdüğünü en iyi SHP’deki ikiye bölünmüşlük gösteriyor.

Herkes gücü oranında yönetimde söz sahibi olursa, “hizipler koalisyonu” mu ortaya çıkar?

Diyelim ki öyle oldu.

Hizipler koalisyonu, hizipler savaşından daha mı kötüdür?

Yoksa Sayın Demiel ile uzlaşmak, kendi partidaşı ile uzlaşmaktan daha mı kolay ve daha mı onur vericidir?

Eğer gerçekten de “büyük” CHP’yi yaratmak istiyorsak hepimiz geçmişin bir değerlendirmesini ve -bu arada özeleştirimizi yapmak zorundayız.

Ve unutmamalıyız ki CHP’nin içindekiler ve başındakiler, ancak CHP’nin büyümesi ölçüsünde büyüyebilirler!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın