Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Ciddiyeti Kavrayamamanın Ciddiyetsizliği…

Yazı Hakkında

Başlık:Ciddiyeti Kavrayamamanın Ciddiyetsizliği…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:25 Aralık 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ciddiyeti Kavrayamamanın Ciddiyetsizliği…

Geçenlerde Türkiye gazetesinde, altı çizilmesi gereken bir yazı çıktı.

Yazı “28 Şubat süreci” ile ilgiliydi. Çok ciddi bazı
bilgilere dayanılarak hazırlandığı belliydi. Altındaki
imza ise gazetenin Ankara Temsilcisi Sebahattin Önkibar’a aitti.

Yazıda şu satırlar vardı:

“Bilgilerimizin ışığında söylüyoruz: 28 Şubat süreci devam ediyor. Dahası, kurulan bazı siyasi bloklarda bu süreci hızlandırıyor. Eğer seçim sistem değiştirilmez ve aynı yönetemeyen yapı tezahür ettirilirse, korkarım başka şeyler olacak.”

Sayın Önkibar soruyordu:

“Soruyorum, Fethullah Hoca’yı geçmişte anca
baskıya rağmen sahiplenen Ecevit bugünlerde neden Fazilet Partisi’yle bu kadar mesafelidir?”

Polisin çetelerin üzerine gitmekteki kararlılığı… Yargıda “yasa devleti”nin gereklerini yerine getirme yönündeki çabalar… Üniversitelerdeki “gerici” temizliği… Demirel ve Yılmaz’ın ikide bir “28 Şubat “ın bitmediğini vurgulamak gereğini duymaları…

Ve Ecevit’in -kişiliğiyle pek de uyuşmayan-19 günlük hükümet maratonu..

Tüm bunlar size bir bütünün parçaları gibi gelmiyor mu?

***

28 Şubat’ın altında imzası bulunan bir orgeneral şöyle demiş:

“Biz yapımız ve misyonumuz gereği, bir tepeyi almadan önce bütün ama bütün hesapları gözden geçirir, taarruz emrini ondan sonra veririz. Taarruz emrini verdik mi de o tepeyi alırız. Askerlikte temel kural kararlılıktır. Kararlılığınıza halel gelirse caydırıcılığınız biter, imajınız bertaraf olur ve sonunuza iklim hazırlarsınız.”

Önkibar’ın bir başka sorusu daha var:

“Seçime kapağı atıp güya 28 Şubat sürecini aşmak isteyenlere soruyorum; REFAHYOL zaten çoğunluk iktidarıydı. O zaman ne yaptınız ya da yapabildiniz ki seçimden sonra yapacaksınız? Tek çıkış
yolu, yönetemeyen demokrasiyi yönetir hale getirmektir. Bunun yolu da geleceği tümden karartacak acul bir seçim değildir.”

Ve ekliyor:

“Seçimi de çare olmaktan çıkarırsanız arzulanmayan süreçten hızlandırırsınız. . Bu asla bir korkutma değil, uyarıdır.”

Yapılan değerlendirme kendi başına da önemli…
Ama böyle bir değerlendirmenin yapıldığı yayın organının niteliği o önemi dana da arttırıyor!

Uyarıyı yapan Kemalist bir yayın organı değil.

Hatta orduyla yakınlığı olan bir yayın organı hiç değil.

Biz nasıl benzer durumlarda öncelikte solu uyarıyorsak; onlar da çizgileri kendilerine yakın olan sağı uyarıyor… Amaçları korkutmak değil, bir olumsuzluğu önlemek… Hem de yaşamsal bir olumsuzluğu!

Türkiye’de asker, darbelerden gereken sonuçları
çıkardı.

Basın gereken dersleri aldı.

Sivil toplum örgütleri,“silahsız kuvvetler” olarak
kendilerine düşeni yerine getirmek için kolları sıvadılar.

REFAHYOL yanlışlığından “yumuşak iniş”le dönülmesi, işte bu “üçlü ittifak “ın ortak başarısıdır. Ve aynı ittifak demokrasiyi bir çıkmazdan kurtarmak için bugün gene büyük bir çaba içindedir.

Ama bazı siyasetçiler, özellikle de bazı “lider”ler,
hâlâ işin ciddiyetinin bilincinde değiller. Hâlâ kişisel
ve partisel küçük hesaplar peşindeler..

Fatih’in orduları İstanbul’a girerken Ortodoks kiliselerinde uyarı çanları çalıyormuş. Ama kilisenin babaları da hâlâ meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış.

Sivil kurum ve kuruluşlara bağlanan umutların bittiği yerde, demokrasi için tehlike çanları çoktan çalıyor demektir.

Partilerin ve liderciklerin umutları tükettikleri yerde; “nasıl olsa onların boşluğunu sivil toplum örgütleri ve önderleri doldurmaya çalışıyor” diye düşünmek çok yanlıştır!.. Sonra birileri de çıkar ve şöyle der:

“- Partiler zaten işe yaramıyor ve toplumu temsil etmiyor… Biz de bu işi sivil toplum örgütleriyle birlikte götürürüz!”

Ciddiyeti kavrayamayanların ciddiyetsizliği. Başka seçenekleri ciddileştirir.

Doğada olduğu gibi toplumsal yaşamda da “boşluk” kalmaz, dolar!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın