Yazı Hakkında

Başlık:Çıkış Yolu Bırakmak!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.6)
Tarih: 28 Temmuz 1999, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Çıkış Yolu Bırakmak!

Kuralı herkes bilir de, ne yazık ki çoğu zaman
unutur.
Vahşi hayvanı köşeye sıkıştırmamak gerekir.
Eğer ona bir kaçış, daha doğrusu bir çıkış yolu bırakmazsanız,
üzerinize atlar.. Çaresizlikten!
Eğer amaç hayvanı ehlileştirmek ise köşeye sıkıştırmak
gerekmez. Yönlendirmek gerekir. Sizin
istediğiniz bir çıkışa yönelmesini sağlamak gerekir.
Bu, hayvanlarda da böyledir, insanlarda da.
Şiddeti yaratan, barışçı yolların tıkanması değildir.
Ama şiddeti “umut” yapan, barışçı çıkış yolunun
kalmamasıdır…

★★★

Fazilet Partisi, bir dönüşümün sancılarını yaşıyor.
RP’nin kapatılması.. Erbakan’ın perde gerisine
itilmesi.. Tayyip Erdoğan’ın cezaevine konması..
Bunlar dinci bir partiyi, bir çıkmaz sokağa itelemedi.
Ama açık bir seçime zorladı.
Ya gerçekçi olmak ve laik Cumhuriyetle uzlaşmak…
ya da keskin sirkelerin tutsağı olup küpü
deldirmek. Ve giderek büyük belediyelerin olanaklarından
da yoksun kalmak.
Sayın Recai Kutan’ın genel başkanlığı, uzlaşmadaki
ilk adım gibiydi. Şimdi parti yönetimindeki
toplu istifalar da, doğal bir sürecin ikinci adımı
gibidir. Çünkü çıkmaz çizginin mimarı olan, Hoca’ya
yönelik bir “rest” anlamınadır.
FP bölünse de bölünmese de, giderek demokrasinin
gereklerine daha uygun davranmak zorunda
kalacaktır. Bir çekim odağı konumundaki Sayın
Tayyip Erdoğan’ın kendisi de, artık ucuz kahramanlıklar
peşinde koşmayacaktır.
Yani?
“RP kapatılmasın. Tayyip Bey cezalandırılmasın,
sonuç kötü olur!” diye feryadı figan edenler,
fena halde yanılmışlardır.

★★★

Ali Bulaç, dinci düşünürlerin en saygınlarından
birisi.
İkinci Abant toplantısından sonraki şu yorum
O’nun:
– Mustafa Kemal dine karşı değildi. Kuran’ın
Elmalı tefsirini, hem de parasını kendi ödeyerek
yaptırdı. Buhari’yi çevirtti. Muhammed Abduh’dan
Cemalettin Afgani’den yararlandı…
Ve devamı da O’nun:
– Kemalizmle çatışmıyorum. Çünkü Kemalizmin
iki hedefi var: Toprak bütünlüğünü korumak ve çağdaş
uygarlık düzeyini yakalamak. Çağdaş uygarlık
sadece zenginlik ve ileri teknoloji değildir. Bunlar
petrol zengini ülkelerde de olan şeyler. Oysa
çağdaş uygarlık dediğimiz şeyin içinde haklar, özgürlükler
ve katılma dediğimiz olgu da var… Bu
bana niçin ters düşsün?
Sayın Bulaç’ın kullandığı sözcükler aynen bunlar
değildi, ama sözlerinin özü buydu. Ve Kemalistlerin
bu uzlaşma noktasına karşı çıkmaları için
hiçbir ciddi neden yoktur.
Önemli olan soru şu: Milli Görüşçüler, Fethullahçılar,
falanlar ve filanlar, nasıl oldu da, “duygu
çizgisi”nden uzaklaşıp, böyle bir “akıl çizgisi”ne
gelmeye başladılar?
Bir 28 Şubat süreci yaşanmasaydı.. Menderes-
Demirel-Çiller dönemleri olsaydı.. kargalar
susturulmasaydı.. acaba bülbüllerin sesi duyulabilir
miydi?

★★★

Cezayir ve İran bize benzemiyor, ama oralarda
yaşananlardan çıkarılacak çok ders var.
İki ülkede de, geçmiş yönetimler aynı hatayı
yaptılar. Siyasal muhalefete izin vermediler, dinci
muhalefete ödün verdiler. Ve toplumsal tepkiler için,
din dışında çıkış yolu bırakmadılar.
Yani Atatürk’ün çizgisinin tam tersini izlediler…
28 Şubat Türkiye’de doğru çizgiye dönüşün
başlangıcıdır. Ve şimdi sırada dincilerin girmeye
başladığı “akılcı çizgi”ye, Kürtçüleri de çekmek bulunmaktadır.
Dindar aydınlar, toplumsal barışa ve dolayısıyla
demokrasiye hizmet etmek için öne çıkmaya,
seslerini yükseltmeye başladılar. Sıra Kürt aydınlarında!
Aydın, kendisini toplumundan sorumlu hisseden
kişidir. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirmek
için, bugünden daha uygun bir zaman ve ortam
olabilir mi?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın