Yazı Hakkında

Başlık:Cumhuriyetin Üniversitesi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:26 Haziran 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Cumhuriyetin Üniversitesi…

Osmanlı geriliğe çare aramaktadır. Çağdaş eğitim kurumlan oluşturulmasına karar verir. Padişah,Baron de Tod’u bir “hendeshane” kurulması ile görevlendirir. Şeriatçılar karşı çıkarlar. Ve Baron de Tod, “hendeshane gerekmez, biz her şeyi biliriz” diyen üç Osmanlı hendesecîye sorar:

– Bir üçgenin iç açıları toplamı ne kadardır?

İkisi şaşkınlıkla birbirine bakar. Üçüncü, kendinden emin yanıtlar:

– Bu, üçgenine göre değişir!

İlk üniversite,İtalya’da Bologna’da 1091’de açldı. Ertesi yüzyılda da Paris ve Oxford üniversiteleri kuruldu.

Bizde o anlamdaki üniversitenin kuruluşu ancak 1924’tür. Darülfünunun yıkıntıları üzerinde yükselmiştir. Anadolu’nun bağrında yükselen yeni başkentin üniversitesi ise ancak şimdi 50. yılını kutlamaktadır.

Ankara’da ilk yükseköğretim kurumu, 1933 yılında “Yüksek Ziraat Enstitüsü” adıyla kuruldu. 1935’te DTCF’nin kurulmasını İsmet İnönü başbakan olarak önerirken gerekçesini şöyle açıklıyordu:

“Ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve yeni yöntemlerle öğretilmesi için öğretmenler yetiştirmek…”

Ama iki yıl sonra bunlara bir hukuk mektebi eklenmesi istendiğinde, dönemin “Maarif Encümeni” bunu şu gerekçeyle geri çevirecekti:

“Ankara ‘da ilkokul açacak bina bile bulunmuyor…”

Ankara Üniversitesi tam 50 yıl önceki haziran ayında kurulurken Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in kutlama mesajında şu satırlar vardı:

“Bu kanun hükümlerine göre üniversitelerimizi oluşturan fakülteler bilim ve yönetim özerkliğine ve tüzel kişiliğe sahiptirler… Bugün bu kurumlarımıza verilen özerklik, devrim yılları içinde sağlanan ilerlemenin tabii sonucu olmuştur..”

Ve kemalist devriminin özünü en iyi kavramış birkaç kişiden biri olan Hasan Âli Yücel şöyle devam ediyordu:

“Öğrenci derneklerine kendim her zaman büyük önem verdim. Bu dernekler ilgili kanunlara göre meydana gelip kendi meselelerini ele aldıktan sonra, öğrencilerimizin kişilikleri ilerlemek için geniş alan bulacaktır… Üniversitelerimizde daha açık bir hürriyet havası esecektir…”

Bilimsel ve yönetsel özerklik… Öğrenci dernekleri… Özgür bir ortam… İşte Atatürk’ün devriminin ulaştığı noktada, yarım yüzyıl önce eğitimimize yön veren bakış açısı buydu!

Önce YÖK geldi. Arkasından Anadolu’da mantar gibi biten üniversitelerin çoğu “medrese kafaları”na teslim edildi. Devrimi anlatmak görevi bile devrim düşmanlarına verilir oldu.

Ama bugün Ankara Üniversitesi hâla “Atatürk’ün üniversitesi…” Rektörünün göğsünde Atatürk rozeti var.. Bir tek çağdışı kafalı dekanı yok! Bazı gecekondu üniversitelerindeki gibi Atatürk’le ilgili konferansların duyurularını asmaya izin vermeyen yöneticiler yok! Aylık dergisinde, Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy’ların anma toplantılarının haberleri var. Çağdaşlık var. Atatürk var! Bugün Ankara Üniversitesi, rektörünü seçiyor. Ve Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanı Yekta Güngör Özden, 50. yıl nedeniyle üniversitenin mezunları adına şöyle diyor:

“Kimi üniversitelere ilişkin, örgütlenme düzeyinde kadrolaşma ve dinsel çalışma yapma savları yaygınlaşırken, yurtdışındaki kimi öğrencilerin tutumlarına ilişkin yakınmalar açıklanırken, kimi öğretim üyeleri
neredeyse her yazısında Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve devlet güçlerine sövgüler sıralarken, bilimsellik ve hukukun üstünlüğü ilkelerine saygı yolunu izleyen Ankara Üniversitesinin onurlu tutumunu sürdürerek, sorunlarımıza çözüm getirecek çalışmalarını hızlandıracağına inanıyorum.”

Yarım yüzyıllık tüm hıyanetlere karşın eğer Atatürk bugün hâlâ güçlü ise bu, attığı temellerin gücü sayesindedir!

BAŞSAĞLIĞI – Dr, Suphi Baykam, bizim kuşakların hep saygı ile hatırladığı, çok değerli Kemalist bir siyaset adamı ve çok etkili bir konuşmacıydı. Kaybından büyük üzüntü duyuyorum. Başta dostum Bedri Baykam olmak üzere tüm yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: