Yazı Hakkında

Başlık:Darbe Kapıda mı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:06 Ekim 1992, Salı

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Darbe Kapıda mı?

“Askerler siyasette her zaman aldanmışlardır. Onların dramlarını anlıyorum. Çıkarları ile değil, yurtseverlik duygularıyla hareket etmişlerdir. Ama yurtseverlik, bazen insanları gözü kapalı harekete sevk eder.”

Bu sözler bir sivile değil. Fransa’nın ulusal kahramanı ve belki de bu yüzyıldaki en büyük Fransız devlet adamı olan General De Gaulle’e ait.

Bu sözler askerleri küçümsemiyor. Ama asker mantığının siyasette ve genel olarak sivil yaşamdaki geçersizliğini vurguluyor. Tıpkı, sivil mantığın da ordu yaşamında geçersiz olduğu gibi.

★★★

Ordunun temel işlevi, yurdu korumak ve gerektiğinde savaşmaktır. İyi savaşabilmek için astın üste tartışmasız itaat etmesi, tek bir kalıp içinde kişiliklerin geri plana itilmesi, yani sıkı bir disiplin önemlidir. Farklılıklara, farklı tutum ve davranışlara yer yoktur.

Bu ortamın ürünü olan askerin, demokratik bir toplumdaki bölünmelerin, siyasal farklılıkların, bir noktanın ötesine gitmesini anlayıp hoşgörü ile karşılaması zordur.

Demokratik, çoğulcu bir toplumdaki ordu, genel çıkarların unutulduğu, özel çıkarların ön plana geçtiği kuşkusunu taşır.

Askeri mantık, düzen mantığıdır; tek biçim, uygun adım mantığıdır. Oysa siyasal mantık, kaçınılmaz olarak tüm farklılıkları göz önüne almak zorunda olan bir mantıktır. Askeri mantık, farklılıkları ortadan kaldırmak ister. Siyasal mantık ise özellikle demokratik bir toplumda, farklılıkları kabul etmek ve olabildiğince uzlaştırmak zorundadır.

★★★

Asker mantığı ile etnik terörün “kökünü kurutma” denemesinin ne sonuç verdiğini 12 Eylül sonrasında gördük.

Yerli yersiz ihbarların ya da “gözdağı verme” isteklerinin sonuçları ortada. İşkenceden geçtikten sonra “suçsuz” bulunarak serbest bırakılan “40 yıllık” birçok Kürt kökenli CHP’linin, nasıl “devlet düşmanı” olduğunun en somut örneklerini, bugün Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Sayın Hikmet Çetin’den dinlediğimde, henüz 12 Eylül’ün üzerinden bir yıl bile geçmemişti!

“Ben Kürdüm” demekten başka suçu olmayan bir bakanı cezaevine koymak caydırıcı mı oldu, yoksa ılımlıları da keskinlerin yanına mı itti?

Gençlere tutukevinde zorla İstiklal Marşı söyletmek, sorunun çözümünü ne ölçüde kolaylaştırdı?

Çoğulcu hale gelmiş bir toplumda, varlığı kaçınılmaz olan farklılıkları, uzlaştırmayı değil de yok etmeyi hedefleyen bir mantık sorunu çözemez!

Sağlayabileceği geçici bir sessizlik ise gelecekteki patlamayı büyütmekten başka bir işe yaramaz!

★★★

Hangi koşulların bir araya gelmesi durumunda darbe olasılığının arttığı bir sır değil.

Halk, sivil kurumlardan umudunu kesti mi? “Asker gelirse terör biter” mi diyor?.. Hayır!

Ordu huzursuz mu? Sivil kurumların, “ayrılıkçı”lara ve örneğin bazı HEP’li milletvekillerine karşı fazla hoşgörülü davrandığı inancında mı?.. Evet!

Darbeye karşı koyabilecek, önleyebilecek bir güç var mı?.. Hayır!

Darbe ekonomik sorunların çözümünü kolaylaştırır mı?.. Kısa vadede belki, uzun vadede hayır!

Darbeye gelebilecek -iç ya da dış- önemli bir destek olasılığı var mı?. İç hayır, dış belki!!!

Bugünkü koşullarda, orduyu darbeye itebilecek tek neden PKK’dır. Sivil mantık ne derse desin, askerlerin “PKK’yı ve köklerini ezmek” için daha serbest hareket etmek istediklerini tahmin etmek zor değil.

Ama darbeden sonrası, darbeyi yapmaktan daha zordur. Önemli destek gerektirir. Bugünkü koşullarda, bir askeri yönetime “ciddi” destek verebilecek tek güç ise ABD’dir.

Dünyadan soyutlanması kaçınılmaz olan bir askeri yönetim, ABD’nin isteklerine “hayır” diyemez!

Amerika’nın Türkiye’de sivil yönetimlere kabul ettirmekte zorluk çektiği önemli çıkarları var mı yok mu?

Eğer bu soruyu “yok” diye yanıtlayabilirseniz, Türkiye’de bugün bir askeri darbe olasılığı da “yok” demektir!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: