Yazı Hakkında

Başlık:Demirel ve Ayaz…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:27 Nisan 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Demirel ve Ayaz…

Gerekmedikçe eski defterleri karıştırmaktan hoşlanmam.

Geçmiş, bugüne ışık tuttuğu ve daha iyi bir gelecek
kurmaya yardımcı olduğu ölçüde önem taşır. Yoksa, Sürekli geçmişi yaşayanlar geleceği kuramazlar…

Geçmişte Sayın Demirel’i çok eleştirmiştim. Ama cumhurbaşkanı olduğu zaman, kendisi için yeni bir sayfa açtım kafamda.. Beyaz bir sayfa..

Rahmetli Özal’ın tersine, anayasanın cumhurbaşkanına çizdiği sınırlar içinde kalıyordu. Zaman zaman, görmüş geçirmiş bilge bir kişi gibi konuşuyordu.

Bunalımlı bir dönemde, “iyi ki orada” dedirtebilecek davranışlar sergiliyordu.

Ve ben de “Fırsatını bulayım da, bu yeni Demirel için bir iki olumlu şey yazayım”  diyordum kendi kendime.

Ama geçmiş günahları bilinçaltını fazla rahatsız ediyor olmalı ki; Sayın Demirel, o günahların altındaki bazı yanlışları bir kendini “savunma telaşı” içinde yinelemeye başladı.

***

Neler söylüyor Sayın Demirel:

“-Türkiye laikliği dinsizlik olarak anlamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. Din ve vicdan hürriyetinin bir rahatsızlık vesilesi sayılması kadar yanlış bir şey düşünemiyorum.”

“-1930’lardaki laiklik anlayışının yanlış olduğunu düşünüyorum. Laiklik ateizm (tanrıtanımazlık) olarak görülmüştü…”

“-Eğer bir kişi Müslüman olduğunu gururla söylüyorsa veya Allah’ın adını anıyorsa, bunda anti-laik bir şey yoktur…”

Bu sözlerden çıkan anlam açıktır.

Atatürk döneminde laikliğin “dinsizlik” ve hatta “Allahsızlık” olarak anlaşıldığı öne sürülmektedir. Din ve vicdan hürriyetinin “rahatsızlık vesilesi” olduğu savunulmaktadır.

Bu sözlerin sahibine göre: Kemalist laiklik anlayışı, Müslüman olduğunu “gururla” söylemeye ve Allah’ın adını anmaya engeldir.

Bir kez daha yazmıştım- Cumhurbaşkanı tarafından söylenmiş olması bir yanlışı “yanlış” olmaları çıkarmaz. Ama daha sakıncalı bir yanlışa dönüştürür!

Kim laikliği dinsizlik olarak anlamış?

Kim din ve vicdan özgürlüğünden rahatsız olmuş?

Müslüman olduğunu söylemeyi, Allah’ın adını anmayı
“anti-laiklik” sayan kim?

Tarihe ve bu cumhuriyeti kuranlara yapılan “iftira” ile
elde edilerek istenen nedir? Üç beş oy mu, yoksa kendi
geçmiş günahlarını aklamak mı?

Bu topluma kötülük edenler laiklik yanlıları değil, laikliği “dinsizlik” olarak karalayanlardır! “Din ve vicdan özgürlüğü” maskesi altında, başkalarının inançları üzerinde baskı kurmaya, demokrasiyi ve özgürlükleri yok etmeye çalışanlardır!

Ve de başlarında bulundukları partiler aracılığı ile ettikleri yemine de saygı göstermeyerek, laiklik karşıtlarını TBMM’ye kadar sokanlardır!..

***

Solcu gençliği susturmak için “komando kampları”
kurdurtan.. 12 Mart’a, 12 Eylül’e giden yolu açan Sayın
Demirel’dir.

“Yüzde 99’u Müslüman olan bir halkın, çocuklarına dini öğretmek hakkı vardır” diye, imam-hatip okullarını tüm yurda yayan, “Kızlar imam olamaz, ama hatip olabilirler” diye, bir meslek okulu olarak kurulmuş olan bu okullara kız öğrenci alınmasını savunan. Laik devleti yıkmak isteyenlerin devlet içinde örgütlenmelerinden hiçbir rahatsızlık duymayan. Derslerde Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı yapılması karşısında sessiz kafan gene Sayın Demirel’dir.

Geçmişte solcu gençlik ile sağcı gençlik birbirine kırdırılmıştı. Şimdi de laikliğe inanmış gençlik ile laik devleti yıkmak isteyen gençlik karşı karşıya getirildi.

Ulaşılan noktanın sorumlusu, Menderes-Demirel-Evren-Özal “kafa”sıdır!

Ve uzun yıllardır ilk kez, bu gidişe “artık yeter! “diyen
bir bakan çıkıyor. ‘Milli ihanet eğitimi’ne göz yumma
ihanetini içine sindiremeyen bir bakan.

Onun karşısına çıkanlar ise,” o kafa ” sayesinde Meclis’e girmiş olanlar..

“Yapılacak çok şey var, ama onları yapabilecek devlet adamı var mı?” diye sormuştum. Sayın Nevzat Ayaz “var” olduğunu kanıtlama savaşı veriyor.

Ama Demirel Çiller, Yılmaz gibi “sayın”lar da acaba “gerçek”ten devlet adamları mı?

Göreceğiz!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın