Yazı Hakkında

Başlık:Devletin Kararsızlığı…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:27 Ekim 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Devletin Kararsızlığı…

Birkaç yıl önceydi. Sayın Hayri Kozakçıoğlu, Olağanüstü Hal Bölge Valiliği görevini sürdürüyordu. Basına kapalı olan bir toplantının konuşmacısıydı.

Güneydoğu sorunu ile ilgili en büyük sıkıntısını tek tümce ile özetledi:

‘- Devletin saptanmış, kalıcı bir politikası yok!..’

Tıpkı birçok ulusal sorunda olduğu gibi..

Verdiği örnek de düşüncesini çok iyi aydınlatacak türdendi.

Bozcaadalı bir Rum aile, göç etmek karan almıştı. Eşyaları bir motora yükleyip karsıdaki Yunan adasına gitmiş ama bu “iltica” sadece birkaç saat sürmüştü.

Çünkü Yunan adasının kaymakamı, ilticacı Rumları gerisin geriye yollamak için en küçük bir duraksama bile geçirmemişti. Yunan devletinin bu konudaki politikası belliydi. Kararlıydı, hükümetlerle birlikte değişmiyordu. Yunanistan, Türkiye’deki soydaşlarının oldukları yerde kalmalarını istiyordu.

Oysa benzer durumda bir Türk kaymakam kalsa ne yapacağını şaşıracaktı. O valiye, vali bakanlığa, bakanlık da herhalde başbakanlığa soracaktı.

Terörün amacı bellidir. Korkutmak!.. ‘Dehşet’ salmak..

Bireyler korkutulur; “ihbar etmesinler”, “haraç” versinler. “yardım” yapsınlar diye.. Toplum korkutulur; “Bu işin sonu yok, isteklerini yerine getirelim de huzur bulalım” düşüncesi egemen olsun diye.

Bebeklerin, kadınların, yaşlıların, savunmasız insanların öldürülmesi, onlar için “vahşet” değil “silahlı propaganda”dır..

Yıllardır “terör”ü yaşayan bir toplum içinde bu gerçeği hala öğrenmemiş bir “ilgili” ya da “yetkili” var mı?

Peki bunlar bilindiği halde, her yeni olaydan sonra bir “şaşkınlık” görünümü verilmesi nedendir? Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, İçişleri Bakanı’nın, Hükümet Sözcüsünün, Genelkurmay Başkanı’nın, ayrı tellerden çalıyormuş izlenimi vermesi nedendir?

Yanıt belli.

Çünkü Güneydoğu sorunu ve terör karşısında, devletin ayrıntılı, kararlı, “herkesin bildiği” politikaları yok.

Bırakın ayrıntıları.. “Tek yurt tek bayrak, tek resmi dil” üzerinde geniş bir toplumsal-siyasal uzlaşma sağlanıp açıklandı mı? Temelde olsun bir “kararlılık” oluşturuldu mu?

Terörist -ne yaparsa yapsın- bu “asgari müşterek”in çizdiği çerçeveden çıkılmayacağına inandırıldı mı?

Üç ay önce yazdığımı “bir kez daha” yinelemek gereğini duyuyorum:

İnsanlar “güçlü ve kararlı” olana yönelirler.

Elbette ki devlet teröristten daha güçlüdür. Ama “güçün”ün üstünlük sağlayabilmesi, “kararlı” olmasına bağlıdır.

O zaman “kitleler”de “kamu görevlileri” de hesaplarını ona göre yaparlar PKK’lılar da..

Dünyada da Türkiye’de de general öldürmeyi başarmış(!) ilk terör örgütü PKK değil.

Ama basını tümden susturmayı deneyen ilk terör örgütü olma “onur”u(!) PKK’ya ait.

PKK bu “dahiyane” (!) yönteme geçen yıl da başvurabilirdi.. İki yıl önce de başvurabilirdi..

Savunmasız insanları tehdit etmek, hatta öldürmek zor değil ki.

Niçin o zaman yapmadı da şimdi yapıyor?

Niçin uluslararası basın örgütlerinin tümünü birden karşısına almak zorunda kaldı? Bu fiyatı niçin ödüyor?

Uluslararası Af Örgütü nün -son raporunda- “vahşiyane” olarak nitelendirdiği eylemlerini niçin yaptıysa ve yapıyorsa, PKK bu son adımı da onun için attı..

Devletin kararsızlığından yararlanmak için.

Toplumda panik havasını arttırarak siyasal iktidarı etkilemek için.

Geçen yıl yapmadığını şimdi yapması gücünün artmasından mı? Yoksa çaresinin azalmasından ve devletin “zayıf ” yanını, umutsuzluğun yarattığı bir umut gibi görmesinden mi?

Elbette ki devlet silaha silahla karşılık vermek zorundadır.

Bu görev de devletin silahlı güçlerine düşer.

Ama terörün toplumsal kaynaklarını daraltmak, dış desteklerini olabildiğince kesmek görevi “sivil” iktidarındır.

Kendi işlevlerine sahip çıkmak yürekliliğini gösteremeyen siviller sadece demokrasiye değil, aynı zamanda silaha karşı silahla savaşım verenlere de kötülük etmiş olurlar!.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: