Yazı Hakkında

Başlık:Dinozor Ne Diyor?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.9)
Tarih: 29 Kasım 1998, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Dinozor Ne Diyor?

Bir yanda, cinayetin ticaretini ve siyasetini yapan
bir adam…
Öte yanda, attıkları bir adımın yarın kendilerine
ne kadar pahalıya mal olacağını hesaplayabilmekten
aciz, sözde “devlet adamları”.. Ve onlar tarafından
yönetilen büyük (!) İtalya..
Komşularının yüzüne gözüne bulaştırdığı bir
olayda, görünüşü kurtarmaya, komşuya “moral”
vermeye çalışan birtakım Avrupalı siyasetçiler..
Onlarla yatıp kalkmak, bana artık bıkkınlık vermeye başladı.
Sağlıklı düşünebilmenin temel koşullarından birisi..
zaman zaman farklı şeylerle uğraşmak, farklı
şeyler düşünmektir. Kafanızdaki asıl soruna geri
döndüğünüzde, bir de bakarsınız ki her şey daha
açık ve yalın görünüyor.

★★★

Prof. Mina Urgan seksen yaşını çoktan gerilerde bırakmış.
Pırıl pırıl bir kafa.. Büyük bir birikim.. İnce bir gülmece
gücü.. Ve kıvrak bir anlatım yeteneği..
“Bir Dinozorun Anıları”nın 22. baskısını yutarcasına okudum.
Kimi zaman kafamda kıvılcımlar çakarak.. Kimi
zaman gülüp, kimi zaman duygulanarak.. Kimi zaman
bilgilenerek.. Ama her satırında, yazarına büyük
saygı duyarak..
Ve de, dinozorların geçmişte kalmadıklarını, aslında
geleceğe ışık tuttuklarını anlayarak.. Sayılarının
azalmış olmasına hayıflanarak…

★★★

Sayın Urgan’ın anıları arasında Atatürk de var.
Hem kendi yaşadıkları, hem de Atatürk’ün yakınlarında
bulunmuş olan yakınlarından dinledikleri.
İşte beni en çok etkileyenlerden birisi..
Ankara’nın tüccarlarından Hasan Efendi adında biri,
bir gün Atatürk’ü eleştirmiş. “Gazi Paşa’nın
padişahtan ne farkı var ki? Onu aramızda görüyor
muyuz hiç” demiş.. Ve bir akşam yemeğinde, bunu
Atatürk’e gammazlamışlar.
Önce üzerinde fazla durmaz görünmüş. Ama
gecenin ileri bir saatinde, masadakilere dönmüş:
“- Demek Hasan Efendi öyle dedi. Hadi, ona gidiyoruz.”
Üç arabaya dolup gitmişler. Gecelik entarisi ile
açtığı kapının önünde Mustafa Kemal’in gülümseyen
yüzünü gören ev sahibi, şaşkınlıktan bayılacak gibi olmuş.
“- Benim padişah gibi olduğumu söylemişsin
Hasan Efendi. Yanıldığını göstermek için, münasebetsiz
bir saatte, arkadaşlarımı da alıp sana geldim işte.”
Atatürk yaşlı kayınvalidenin elini öpmüş. Evin
uyanan çocuklarını omuzlarında taşımış. İçki sofrası
kurulmuş. Ve güneş doğarken, arkasında
“yüzde yüz Mustafa Kemal’den yana” bir Hasan
Efendi bırakarak oradan ayrılmış..

★★★

Sayın Urgan, kitabının bir yerinde şöyle diyor:
“Kemalist, hem de sapına kadar Kemalist olduğumu
açık seçik söylemek isterim. Mustafa Kemal
benimle dans etti, on bir yaşında bir çocuğa
insan muamelesi yaptığı için değil; eğer Mustafa
Kemal olmasaydı, ben ‘ben’ olamayacağım için
Kemalistim… O sırada küçüktüm, ama tramvaylarda
erkeklerin oturduğu bölümü kadınların oturduğu
bölümden ayıran perdeyi çok iyi anımsıyorum.
Mustafa Kemal o perdeyi de, kadınları toplum
yaşamından dışlayan, karanlık köşelere kapatan
perdeleri de yırttı o güzel elleriyle. Kadınların
her açıdan erkeklerle eşit olduklarını savundu.”
Ve ekliyor:
“Cumhuriyet ilan edildiğinde yedi sekiz yaşında
olan, O’nun yaptığı devrimleri kendi gözleriyle
gören bir kadının Mustafa Kemal’den yana olmamasının
yolu yoktur.. Atatürk adı bir yığın çıkarcı
politikacının ağzında kirlendi.. İşte bu yüzdendir ki,
O’nun devrimci kişiliğine inananların, kendilerine
Atatürkçü değil de, Kemalist demelerini daha yerinde
buluyorum.”

★★★

Dinozor’la birlikte, geçmişten geleceğe uzanan
bir yolculuk yaptım. Ve birçok şey kafamda daha
bir berraklaştı.
Bugünün önemsediğimiz sorunları da berraklaştı..
O önemli sorunlara karşın ayakta kalmamızı
dinozorlara borçlu olduğumuz gerçeği de..
Kimisi seksenini aşmış, kimisi yirmisinde olan dinozorlara!..
Yaşları ne olursa olsun, hepsi de genç ve dinç
olan dinozorlara!..
Ve kitabı kapatırken kendi kendime mırıldandım:
– Ne mutlu dinozorum diyenlere!.. Ne mutlu,
dinozorları tükenmeyip çoğalan toplumlara!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın