Yazı Hakkında

Başlık:Doğramacı Olayı!…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.14)
Tarih:16 Şubat 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Doğramacı Olayı!…

Yıl 1971… Şimdi Boğaziçi Üniversitesi’nin en parlak öğretim üyelerinden olan Yılmaz Esmer, çok parlak bir sınavla, Hacettepe Sosyoloji Bölümü’ne asistan olarak alınmıştır.

Kişiliği, çalışkanlığı ve bilimsel çabalarıyla büyük beğeni toplamaktadır. Ama günün birinde, asistan temsilcisi olarak katıldığı bir toplantıyı, içinde Emre Kongar gibi isimlerin de bulunduğu 12 kişi ile birlikte terk eder.

Toplantıyı rektör yönetmektedir. Tepkinin nedeni, bu satırların yazarı konuşurken, bir öğretim üyesinin sürekli olarak sözünü kesmesi, rektörün ise bu duruma neredeyse destek olmasıdır.

Rektör, o toplantıyı terk eden 12 genç öğretim elemanını teker teker üniversiteden uzaklaştırır. Yılmaz Esmer’in üniversiteden ilişkisini kesebilmek için de iki yıl öncesinin tarihi ile bir senato kararı çıkartır. Yıllardır bölümün başkanlığını yapmış olan Bozkurt Güvenç’in, iki yıl önceki istifa mektubunu, o tarihli bir senato kararı ile kabul edilmiş gösterir.

O rektörün adı, İhsan Doğramacı’dır

★★★

Yıl 1972. Hacettepe Üniversitesi Ülkü Ocakları Başkanı, mezun olduğu bölüme -zaman yitirilmeden- asistan olarak alınmıştır.

Saygılı, ama not sıralamasında sınıfın sonlarında yer alan bir öğrencidir. Üstelik yabancı dil bilmemektedir.

Askerlik nedeniyle üniversiteden ayrılan bir öğretim görevlisi, rektörü ziyaret eder. Bilimsel geleneklerle bağdaşmayan birçok uygulamayı somut örnekleriyle anlatır.
Son olarak da “ülkücü” gencin notlarıyla ilgili belgeleri gösterir.

Rektörün bunları bilmediğini düşünmekte ve üniversiteden ayrılmadan önce son bir görev yaptığına inanmaktadır.

Birden rektör bas bas bağırmaya başlar:

“Senin bu idealist vatan evlatlarıyla ne alıp veremediğin var?..”

O öğretim görevlisi bu satırların yazarı, o rektör ise Sayın İhsan Doğramacıdır.

★★★

Yıl 1974.. Bir üniversitenin rektörü, 12 Mart döneminde “gereken temizliği” yapmak konusunda her isteğine “evet” diyen bir sosyoloji doçentini ödüllendirmek istemektedir.

“Acele bir şeyler yaz da seni profesör yapalım.” der.

O da Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dergisi’nde 34 sayfalık bir yazı yayımlatır. Çeşitli kaynaklardan alınan parçalar arka arkaya eklenmiştir.

Yazının 5.5 sayfalık bir bölümü ise İngilizcedir. Çünkü bir UNESCO yayınından aynen alınmış ve Türkçeye çevirme zahmetine bile katlanılmamıştır.

Bu yazı, “profesörlük takdim tezi” olarak sunulur.

Jüri yasaya aykırı biçimde kurulur. Bölüm başkanı yer almaz. Farsça profesöründen etnografa kadar, “kabul” oyu verecek kişiler bulunur.

Sosyoloji profesörlüğüne yükseltilme kararını verecek profesörler kurulunun yüzde 80’i ise tıp ve fen bilimleri hocalarından oluşmuştur.

“Bir kişiyi nasıl olur da bu kadar yasalara aykırı bir biçimde profesör yaparsınız” diyen bu satırların yazarına, rektör şöyle yanıt verir:

“- Siz değil misiniz demokratik üniversite isteyen. Parmaklar kalkar ve olur…”

Adı İhsan Doğramacı olan rektör, o doçenti önce profesör yapar. YÖK kurulduktan sonra bir üniversiteye rektör yapar. O da yetmez, “üniversitelerin bilimsel düzeyini yükseltecek ve keyfiliği önleyecek” olan YÖK’e üye yapar.

★★★

Bu satırların yazarı, yeri geldiğinde geçmişe sünger çekilmesinden, eski yaraların deşilmemesinden yanadır.
Ama geçmişe sünger çekmek için geçmişte utanılacak şeyler yapmış olanların, hatalarını anlamış olmaları gerekir.

Cumhuriyet’e “Pazar Konuğu” olunca, olayları bilmeyenleri aptal yerine koymamaları, bilenlerle de alay etmemeleri gerekir.

Üniversitelerde araştırmalar, nitelikli yayınlar durmuşken; akademik gelenekler çiğnenirken; gelmiş geçmiş “en keyfi” yönetim geçerliyken;

“Bizim amacımız denetimsizliğe son vermektir, onlar ise tembellik yapmak istiyorlar,” dememeleri gerekir.

“Herkesi kör, alemi sersem” sanmamaları gerekir…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: