Yazı Hakkında

Başlık:Doğramacı’dan Sağlam’a…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:19 Temmuz 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Doğramacı’dan Sağlam’a…

Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılması çabalarının yoğunlaştığı günlerdeydi. İsmet İnönü, eski cumhurbaşkanı olarak “doğal senatör” niteliğiyle bulunduğu Senato’da kürsüye çıktı. Biraz da sinirli bir ifade ile şöyle dedi:

– Süresini uzatacaksınız da ne yapacak? Şimdiye kadar ne yaptıysa onu yapacak!..

Bu “veciz” anlatım, Paşa’nın unutulmayan sözleri arasında yerini almakta gecikmedi.

Yeri geldikçe hep anımsandı.

Ben de, Sayın Doğramacı’nın yerini Sayın Mehmet Sağlam’ın aldığını duyunca bir kez daha anımsadım.

“Niçin Mehmet Sağlam?” ya da “Mehmet Sağlam ne yapar?” sorularının yanıtını kafamda İsmet Paşa verdi.

★★★

Prof. Sağlam’ın, Prof. Doğramacı’nın rektörlüğünü yaptığı Hacettepe’ye -12 Mart döneminde- hoca oluşundan, işverenler örgütündeki üst düzey yöneticiliğine, oradan da rektörlüğe ve giderek YÖK Başkanlığı’na uzanan çizgisini ve bu çizgi ile ilgili dedikoduları herkes kendisine göre değerlendirebilir.

Bu değerlendirmelerin çoğu da öznel, yani sübjektif olur.

Ama bazı olaylar vardır ki “mihenk taşı” niteliğindedir. Somuttur. Anlamları açıktır. Nesneldir…

Olay, Haşan Celal Güzel’in Milli Eğitim Bakanlığı dönemine rastlar.

Bir gençlik kurultayı düzenlenmiştir, Eski bakanların, öğretim üyelerinin, basın mensuplarının, asistanların ve -en önemlisi- öğrenci temsilcilerinin katıldıkları bir kurultaydır bu.

Bakan, kurultayın çok demokratik olmasına, katılan herkesin eşit ağırlıklı ve özgür hareket etmesine özen göstermektedir.

Ama “Üniversite Gençliğinin Sorunları Komisyonu”nda daha ilk dakikalardan başlayarak hava gerginleşir. Birkaç “YOK rektörü”, bir oldu-bitti ile yönetime el koyarlar. Gençlik temsilcilerine “ikinci sınıf insan” muamelesi yaparlar. Onların, komisyon divanına aday olmalarına bile izin vermek istemezler.

En “antidemokratik” kararlar, o komisyondan çıkar.

Ve komisyonun bazı kararları, ANAP’lı bakanın bile tepkisine neden olup, ancak onun kişisel çabalarıyla genel kurulda düzeltilir!..

İşte o komisyonu “aşırı tutucu” bir çizgide yönlendirmek için büyük çaba gösteren “becerikli” YOK rektörlerinden birisi de, Prof. Mehmet Sağlam’dır!..

★★★

Demokratik toplumlarda, insanların heykelleri niçin ölümlerinden sonra dikilir? Niçin adları alanlara, caddelere ancak ölümlerinden sonra verilir?

Yaranmak için yapılmadığı, olayları doğrudan ya da dolaylı bir çıkar beklenmediği belli olsun diye!..

Caddelere, okullara, bilmem nelere verilen Evren ya da Özal adlarının, o kişilere onur kazandırdığından çok kuşkuluyum.

Kendisinin rektör yaptığı, dekan yaptığı kişiler marifetiyle dikilen Doğramacı heykeli için de kuşkusuz durum farklı değil.

Elbette ki önemli kişilerin yaptıkları iyi şeyler de kötü şeyler de “örnek olsun” diye unutulmamalı. Bence, Sayın Doğramacı’yı önce Hacettepe ve Bilkent Üniversiteleri’m yarattığı için ödüllendirmeli; sonra da, -Hacettepe dahil- “üniversite” kurumuna verdiği zararlar için cezalandırmalı.

Tıpkı, Birinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarından Mareşal Petain’e önce madalya verip, sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işbirliğinden dolayı zindanlarda çürüten Fransa’nın yaptığı gibi…

Niçin Doğramacı’dan sonra Sağlam?..

Gelenin gideni aratması için mi?

Sayın Doğramacı’nın heykelini, ona en çok küfredenler diksinler diye mi?

“Atatürkçü” General Kenan Evren, Atatürk düşmanlarını rektör olarak atamıştı. Sayın Özal da, kendisini Çankaya’da görmek istemeyenlerin sayısını çoğaltmak. yetkilerini kısmak için çaba gösterenlere koz vermek için elinden geleni yapıyor…

Siyaset biliminde temel kural gibidir: “Her halk, layık olduğu yönetime kavuşur” denir.

Ama ben, ne Türk halkının Evren-Özal çizgisine hapsolmuş bir Çankaya’ya mahkûm olduğuna inanıyorum; ne de, Türk gençliğinin, Doğramacı-Sağlam çizgisine zincirlenmiş bir üniversiteye!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: