Yazı Hakkında

Başlık:Doğruları Paylaşmak…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:30 Nisan 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Doğruları Paylaşmak…

İnsan hangi tabloyu, hangi şiiri, hangi romanı, hangi müziği sever ?

Kendisinin içinde, derinlerde bir yerde, duyup da anlatamadıklarını anlatanı.. Bakınca, okuyunca, dinleyince kendini rahatlatanı… Yüreğinde bir şeyler kıpırdatanı..

“Oh!.. Eline, aklına, ağzına sağlık!” dedirteni.

Herkes aynı şeyleri yaşamaz. Herkes aynı şeyleri duymaz.. Ve onun içindir ki, herkes aynı ressamı, aynı ozanı, aynı yazarı, aynı sanatçıyı sevmez, sevemez.

İlhan Selçuk’un “Pencere”sini ya da Cumhuriyet’in bir başka köşesini okurken zaman zaman kendi kendime şöyle dediğim olur.

– Bu düşünce bundan daha güzel anlatılamazdı!

Ve sevinirim… Bir doğruyu, bir güzeli diğer Cumhuriyet okurları ile paylaştığımı bildiğim için.                                                                                                                                                      Geçenlerde benzer bir duyguya, iki farklı gazetede iki ayrı dostumu okurken kapıldım. Ama Cumhuriyet okurları ile bunu paylaşamıyordum… Mutluluğum eksik kalmıştı.

Paylaşmaya ve böylece mutluluğumu büyütmeye karar verdim.

★ ★★

Birinci yazı 23 Nisan’ın yıldönümünde ve Bekir Coşkun’un köşesindeydi.

“Bugün kutlanan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın neresi ulusal, neresi egemenlik, neresi bayram dersiniz?.. Egemenlik kavramı; ulusun, seçtiği parlamento ile kayıtsız şartsız söz sahibi olması ile anlam bulabiliyor. Oysa bu parlamentoyu halk seçmiyor…”

Ya kim seçiyor?

Parti liderleri… Ve seçilenler de halka değil lidere hizmet ediyorlar.

Yazı devam ediyor:

“Bu Ulusal Egemenlik gününde, siyasi iktidar da ulus egemenliğim yansıtmıyor… İktidar; Refah’a tepki duyup, Tansu Çiller‘e oy veren Atatürkçüler ile hırsızlıklara tepki duyup Refah’a oy verenlere dayanıyor… Yani; laik Atatürkçülerin oyları Erbakan‘a, hırsızlığa tepki duyanların oyları Çiller’e yaramış oluyor… ”

Ulusal egemenlik de aldatıcı bir oyun haline gelmiş, onun adına yapılan bayram da… “Meclis her gücün üstündedir, demokrasi elden gidiyor!” nutukları da…

Aslında kral çıplaktı. İnsanlar bunu görüyorlar, ama bir türlü söyleyemiyorlardı. Söyleyemeyince de bilincine yaramıyorlardı.. Bekir Coşkun söyledi.

Bir ustanın fırça darbeleri… Olağanüstü çarpıcı bir tablo..

★ ★★

ikinci yazı, bol numaracı cumhuriyetçinin, “yeni mandacının” meydanı boş bulduğu bir gazetede anıt gibi yükseliyordu. Altındaki imza da Prof. Türker Alkan‘a aitti.

Yazı şu satırlarla başlıyordu:

“Herkes Atatürk’ü, başka bir şey yapmadığı için eleştiriyor. Sosyalistler sosyalist bir düzen kurmadığı için; dinciler dinci bir devlet oluşturmadığından; ikinci cumhuriyetçiler de yeteri kadar demokratik olmadığından yakmıyorlar Belki Atatürk’ün en rahat uygulayabileceği düzen, dinci bir devlet olabilirdi, ona karşı direndi. Fakat sosyalizmi ve tam demokratik bir yönetimi istese de uygulayamazdı, koşullar bunun için elverişli değildi.”

Alkan önce Türkiye’nin Atatürk dönemindeki koşullarını sıralıyor ve ekliyordu:

“Dünya tarihinde bu koşullarda demokratik uygulamaya geçebilmiş bir tek ülke yoktur… Atatürk isteseydi ve ‘Artık demokrat olun!’ diye emir verseydi, Türkiye demokrat mı olacaktı? Ya da bir sabah kalkıp ‘Fikrimi değiştirdim, hadi sosyalist bir ülke olalım’ deseydi, sosyalist mi olacaktık? Toplum bunlara hazır mıydı?”

Yazı, güzel bir bütündü.

Öğrencileri, kendi gazetesindeki numaracı cumhuriyetçiler ve iktidardaki dinciler olan, nefis bir mantık ve siyaset bilimi dersi gibiydi.

Alkan, bu ülkede Atatürk yıkılırsa, yerine “numaralanmış cumhuriyet”in değil, ancak bir din devletinin gelebileceği gerçeğini yüzlere vurmuyordu. (Belki de, gazete komşusu bazı yazarlara fazla ayıp olmasın diye!) Ama iktidardaki -herkesi enayi yerine koymaya çalışan- şaşkalozlara bir nasihat veriyordu.

Ya demokrasiyi yıkmak için açıktan açığa çaba göstermekten vazgeçmeleri.. ya da -MGK kararları karşısında paçaları sıkışınca- “Demokrasi elden gidiyor!” diye bağırmamaları için…

Ve şöyle noktalıyordu:

“Unutmadan son bir şart; Eğer demokrasiyi yürekten benimseyecekseniz, firmamızın bir hediyesi olarak laikliği de kabul etmeniz gerekmektedir. Laiklikten yoksun bir demokrasi, nikâhsız evlilikten farksız olur.”

Açık olmasına çok açık da; acaba anlarlar mı?

Sevgili Alkan bazı gerçekleri kalem komşularına bile anlatamıyor, ta uzaktaki kafalara mı anlatacak!

Kimisinin anlamasına zekâ düzeyi engel, kimisinin ise sarığı.. Kimisinin sarıgı kafasının üstünde, kimisinin ise içinde…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın