Yazı Hakkında

Başlık:Donizetti Paşadan Carmen’e…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Ocak 1999, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Donizetti Paşadan Carmen’e…

Perde inmiş, alkışlar dinmek bilmiyordu.

Dekoruyla, korosuyla, dansçılarıyla, orkestrası ve
şefiyle, solistleriyle nefis bir Carmen’di izlediğimiz, Ankara Operası’nın salonunu tıklım tıklım dolduranlar,
bir mutlu akşamı daha paylaşıyorlardı.

Birden anılarım beni çok genlere, öğrencilik yıllarına götürdü.

O dönemde henüz bale yoktu, Ama Hıncal Uluç’la
butikte opera galalarını kaçırmazdık- Yeni Gün gazetesine gelen davetiye, o zamanlar çok kişiye çekici gelmezdi, biz de bundan yararlanırdık.

Sık sık düş kırıklığına uğradığımız olurdu, Solistlerin sesinin orkestranın arkasında kaybolması bizi rahatsız ederdi . Güçlü seslerin azlığına hayıflanıldık.

Nereden nereye!?

Bizim Ada ’mızı, bizim Carmen’imızi, artık Batı’nın
müzikte gelişmiş ülkeleri bile davet ediyorlar. Kendi
sanatseverlerine izletebilmek için!..

★ ★★

Atatürk’ün ilk izlediği opera da Carmen,

Sofya’da askeri ataşe iken bu fırsatı buluyor. Çok etkileniyor. Ve temsilin ardından, yakın arkadaşı Şakir Zümre ’ye şöyle diyor;

“- Şakır, görüyor musun? Baş artistler Bulgar, orkestra ve şef Bulgar Balkan Savaşı nı neden kaybettiğimiz şimdi anladım…”

Mustafa Kemal’in kafasında “müzik devrimi “nin
oluşmasında bir önemli aşama idi Carmen, Ama o devrimin bazı temelleri O ’ndan çok önceleri atılmıştı, Guıseppe Donizetti, CSO’ya giden yolda ilk tohum olan bandoyu kurmak için İstanbul’a geldiğinde, Atatürk’ün doğumuna daha 53 yıl vardı.

Donizetti giderek paşa oldu ve İstanbul’a gömüldü, Ama Mızıka-i Hümayun yoluna devam etti, 1869’da İstanbul’u ziyaret eden Fransa Kraliçesi Eugenie için, Beylerbeyi Sarayı ’nda bir de konser verdi. Gounod’nun Faust operasından parçalar çaldı,

Kraliçe etkilenmişti, Şefe sordu:

“- Ben Fransızm, Gounod da Fransız, eseri tamam. Bu kadar hoş bir biçimde çalınması beni şaşırttı. Acaba orkestrada yabancı var mı?”

Guiseppe Paşa’nın yanıtı kısaydı:

“Tek yabancı benim.”

***

Bugün gericilerin yere göğe sığdıramadıkları II, Abdülhamit bile, çoksesli müzikten anlardı ve severdi.
Şu satırlar kızı Ayşe Sultan ’a aittir:

“Babam, alafranga musikiyi alaturkaya tercih ederdi. Alaturka güzeldir ama daima gam verir. Alafranga değişiktir, neşe verir.”

Atatürk de aynı görüşteydi. Ve ulusallık ile evrensellik arasında kültürel bağlantıyı kuran çizgi, İsmet İnönü zamanında da sürdü,

İdil Biret ile Suna Kan’ı bir anlamda hem Türk
hem de evrensel kültüre armağan eden İsmet Paşa’nın
bir tepkisi ünlüdür. Beethoven’in Almanya’nın malı
olduğu söylenince, şöyle der:

“- Hayır! Beethoven bütün dünyanın malıdır. Dolayısıyla aynı zamanda bizim malımızdır… ’

Haksız mı? Örneğin Saygun’un “Yunus Emre “si,
şimdi sadece bizim mı?

★ ★★

Carmen’den çıktığım yolda, beni geçmişteki bu ilginç yolculuğa çıkaran Şefik Kahramankaptan oldu, “İsmet İnönü ve Harika Çocuklar” kitabını bir roman gibi okudum.

Kimi zaman duygulanarak, kimi zaman mutlanarak, kimi zaman da heyecanlanarak..

Ve hemen her sayfasında çok ilginç şeyler öğrenerek..

Atatürk’ün devriminin lokomotifi olan “yeni insan”
kolay doğmadı. Ama ne yazık ki, kolay unutulabiliyor!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın