Yazı Hakkında

Başlık:Dönüşü Olmayan Nehir!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:04 Mayıs 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Dönüşü Olmayan Nehir!

Toplumda orta sınıfın ya da sınrfların öneminin ilk kez vurgulandı, iki bin yıldan çok öncelere kadar gidiyor… Ta Aristo‘ya kadar.

Bir yanda varlıklı küçük bir azınlık, öte yanda yoksul büyük bir çoğunluk… Böyle bir ortamda demokrasi de barış içinde bir toplumsal-siyasal düzen de olası değil. İnsanların gelir düzeyleri, eğitim düzeyleri birbirine yaklaştıkça sağlıklı bir topluma da yaklaşılıyor.

Özal “orta direk” diye yola çıktı, orta direği çökertti.

Gelir dağılımı daha da bozuldu. “Sosyal devlet” anlayışı yok edildi. “Parası olan yapsın” mantığı, Türkiye’yi sosyal adaletsizliğin şampiyonu ülkeler sıralamasında on dördüncü sıraya kadar yükseltti.

Ve “Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasal bunalımı ” ile birlikte, iki gelişme çıktı ortaya: Köktendinciliğin tırmanışı ve Silahlı Kuvvetler’in siyaset sahnesine yerleşmesi

Acaba rastlantı mı?

★★★

İran’da da, Cezayir’de de toplumsal dengelerin altüst olmasıyla köktendiriciliğin tırmanışı arasında büyük bağlantı vardı. Bizde de var.

Bir yanda; haksızlık, yolsuzluk, ahlaksızlık ve buna tepki duyan kitleler… Öte yanda; “sosyal devletin” aradan çekilmesiyle, kendini sahipsiz, desteksiz, yalnız hisseden insanlara elini uzatan dinci vakıflar, dernekler ve onların uzantısı bir parti…

Ve o partiye militan yetiştiren bir eğitim sistemi…

Hele bir de tüm bunlara, devletteki “dinci” kadrolaşmayı ve bu kadrolar aracılığı ile verilen desteği eklerseniz … Refah Partisi’nin bu koşullarda elde edebildiği yüzde 20 dolayındaki oy, başarı mıdır yoksa “başarısızlık” mı?

★ ★★

Refah olayı, orta sınıfı çökerten bir çizginin doğal sonucudur… Tıpkı ordunun siyaset sahnesine yerleşmiş oluşunda olduğu gibi!

Orta sınıf, askerlerin siyaset dışında kalmalarında en büyük etkenlerden birisini oluşturur.

  1. yüzyılda İspanyol ordusu Fransız ordusundan daha liberaldi. Ama güçlü bir orta sınıfın bulunmadığı İspanya’da, ordu yüzyıl boyunca birçok darbe yaptı. Bir anlamda ordu, orta sınıfın boşluğunu dolduruyor, kendisini onun yerine koymak gereğini duyuyordu.

Buna karşılık, bütün 19. yüzyıl boyunca, Fransız ordusu siyaset sahnesinde görülmedi. Hem de birçok kez fırsat çıktığı halde… Hatta aynı ordu, solcu iktidarlar döneminde de görevini aynı saygı ölçüleri içinde yürüttü. Hem de kendi içinde sağcı eğilimler çok daha ağır bastığı halde..

Çünkü Fransa’da -Fransız Devrimi’nin ürünü olan güçlü bir orta sınıf vardı.

Prof. Pierre Dabazies bu konuda şöyle diyor:

“Demokrasilerin başlangıç dönemlerinde, toplumdaki bölünmeler darbeler yaratabilir. Ama daha sonra güçlü bir orta sınıf oluşunca, ordu kışlasına döner ve kendisi de bu orta sınıfın bir parçası olmaya başlar.”

Kemalist Devrim Türkiye’de bir orta sınıf yaratmıştı… Orta sınıf çöktükçe, orta sınıfla emekçilerin ortak paydasını oluşturan partiler etkisizleştikçe, boşluk doğdu.

Ordu bu boşluğu doldurmak zorunda kaldığı için, siyaset sahnesine yerleşti ve çekilemiyor.

★★★

Gerçekleri alt alta sıralayalım.

Devlet bir eliyle demokrasiye, öteki eliyle de şeriat düzenine göre eğitim veriyor. Yani kendi eliyle, birbirine düşman kuşaklar yetiştiriyor… Bu durumun devamı “iç savaş” demektir.

Devlet, cumhuriyetin temelini oluşturan yasaları uygulamıyor. Devlet, toplumsal yaşamın din temeline dayandırılması gerektiğine inananlar tarafından, ağır ağır içten fethediliyor… Bu durumun devamı, laikliğin ve demokrasinin sona ermesi demektir.

Ve ordu, bu gidişe artık “dur” denmesi gerektiğine, yoksa çok geç kalınmış olunacağına inanıyor.
Kendi içinde tam bir görüşbirliğine sahip…

Kitle iletişim araçlarının, demokratik kitle örgütlerinin tümüne yakını bu girişime destek veriyor. Refah dışındaki partiler, ordunun istemlerini haklı buluyorlar… En önemlisi de; kamuoyu yoklamalan, toplumda en saygı ve güven duyulan kurumun ordu olduğunu gösteriyor.

Her şey o kadar açık ki!

Bekir Coşkun‘un da vurguladığı gibi, bu bir “silahsız darbe “dir… Silahlı darbe yapmamak için, silahsız kuvvetleri harekete geçirmeye çalışan bir aşamadır… Bu bir dönüşü olmayan nehirdir.

Barajın kapağı bir kere açılmış. Suyu tersine akıtamazsınız.

Sıkılmış macun, tüpüne geri dönebilir mi ki, askerler adımlarını geri alsınlar! Ve niçin geri alsınlar?

Toplumun ancak yüzde 20’sinın desteğini alabilmiş bir parti, rejimi değiştirsin ve ülkeyi bir iç savaşa sürüklesin diye mi?..

Herkes -ve özellikle de iktidardaki partiler- hesabını doğru yapmalı!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın