Yazı Hakkında

Başlık:Dünyanın Jandarması
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:11 Şubat 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Dünyanın Jandarması

Körfez Savaşı’na giden günlerdeydi. Zamanın ABD Ankara Büyükelçisi Abramovitz ile söyleşi yapıyorduk. Saddam yönetiminin zalim bir diktatörlük olduğunu vurgulamaya özen gösteriyordu. Ülkesinin özgürlük ve demokrasi adına hareket ettiğini anlatmaya çalışıyordu.

Sordum:

– Suudi Arabistan ve Körfez emirliklerindeki rejimler daha mı çağdaş? Hepsinde baskı rejimleri var. Ama Irak’ta hiç değilse dinsel baskı yok!

Hiç beklemediğim kadar sinirlendi.

ABD’nin dünyada “demokrasi ve özgüllük havariliği”ne  soyunması gülünç oluyor. En gaddar diktatörlüklere ve ortaçağ karanlığında yaşayan petrol zengini Arap ülkelerinin hiçbirine itirazı olmadığı açık.

Ama tek bir koşul var: ABD çıkarlarına uygun davranması!

Ne İran, hatta nede Irak, Amerika’nın dostu olan birçok Ortadoğu ülkesinden daha “geri” bir yönetim biçimine sahip değil!

Öyleyse ABD’nin Irak’ı vurmakta bu kadar hevesli olmasının başka nedenlerinin bulunması gerekir. Ve dört ciddi olasılık var.

Birincisi, Irak’ın elindeki silahların bölge güvenliği için tehlike ve tehdit oluşturması… İkincisi. Amerika’nın petrol fiyatlarının düşmesini istememesi…
Üçüncüsü, Kuzey Irak’ta “kukla”bir Kürt devleti kurup, petrolün denetim altına alınması… Dördüncüsü, Saddam yönetiminin devrilmesi…

Acaba hangisi?

Yoksa dördü birden mi?

★★★

Irak’ın elindeki silahların bölge ve dünya barışı için ciddi bir tehdit oluşturduğu savı çok tartışmalı!

BM Özel Komitesi’nden alınan bilgiye göre; Irak’ın elindeki 819 SCUD füzesinden bugün kullanılabilir durumda sadece iki tane bulunuyor. Geri kalanı ya kullanılmış, ya da imha edilmiş.

Ya biyolojik kitle imha silahları?

Bu sorunun yanıtını da İsrailli silah uzmanı Meir Stiglitz veriyor:

“İsrail bir biyolojik silah tehdidi ile karşı karşıya değildir. Çünkü Irak’ın elinde bir biyolojik savaş başlığı yoktur. Irak’ın hiçbir deneme yapmadan bir biyolojik savaş başlığına sahip olma şansı ise sıfırdır.”

Körfez Savaşı, ambargo ve BM denetiminde yapılan “imha”lar Irak’ın askeri gücünü çökertmiş. Oysa İran ve Suriye’nin elindeki silahlar bölge için çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor.

Güney Kıbrıs’ın alacağı S-300 füzeleri ise, Türkiye açısından çok daha doğrudan bir tehdit!

ABD’nin dünyada petrol fiyatlanın düşmemesini istediği doğru!

Çünkü kendi petrolünün ekonomik olabilmesi, petrol fiyatlarının 19 dolann altına düşmemesine bağlı. Irak petrolünün dünya piyasasına yeniden akmaya başlaması ABD’nin hiç işine gelmiyor.

ABD’nin Saddam’ın yerine, kendisine karşı çok daha uysal bir yönetim istemesi için sayılamayacak kadar nedeni olduğu da doğru!

Ama asıl önemlisi. ABD’nin Irak’ın toprak bütünlüğünü gerçekten de isteyip istemediğidir.

Körfez Savaşı’nın hemen ardından Saddam’ın Barzani ve Talabani ile uzlaşmasını önleyenin ABD olduğu henüz unutulmadı. ABD’nin Kuzey Irak’ta “uydu” bir Kürt devleti senaryosundan ne ölçüde vazgeçtiği de belli değil.

★★★

Özal, gerçek bir “sahibinin sesi” idi.

Emin Çölaşan geçenlerde yazdı… Körfez bunalımı sırasında, bir toplantıda şöyle diyor:

“Musul ve Kerkük’ü alacağız. Basra’dan çıkacağız. Bu senaryoyu ben yazdım…”

Özal’ın savaşa sokmak istediği ikinci ordunun komutanı Orgeneral Kemal Yavuz anında yanıtlıyor:

“Hayır Sayın Cumhurbaşkanım! O senaryoyu siz değil başkaları yazdı. Siz o senaryoda sadece bir satırsınız… “ •

Ta Vietnam öncesinden ben ABD dünyanın jandarmalığını yapıyor. Ve jandarmanın da görevi bellidir.

Kurulu düzeni korumak!

Yani bugünkü dünya düzenini… Başta ABD’nin, sonra da Batı’nın çıkarlarına uygun olan düzeni…

Ama jandarma da her zaman her istediğini yapamaz!

Neyi ne kadar yapabileceği biraz da size bağlıdır… Sizin kendinizi ne ölçüde kullandırıp kullandırmadığınıza.

Ve özellikle de.. Sizin başınızda onun kolaylıkla kullanabileceği kişilerin bulunup bulunmamasına!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın