Yazı Hakkında

Başlık:Düşüncesizlik Hakkı (!)…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:05 Aralık 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Düşüncesizlik Hakkı (!)…

Geçen yıl İzmir’de yapılan bir toplantıdaydı. Konuşmacılardan birisi sözlerine şöyle başladı:

– Atatürk ne yaptıysa, şimdi de Abdullah Öcalan
onu yapıyor…

İstanbul’da üniversite hocalarından birisi, dersinde şöyle demişti:

– Atatürk bilmem hangi paşayı yollayıp Kürtleri kestirdi…

İki ismin de ortak yanları çoktu.

İkisi de aynı gazetede köşe yazarıydılar. İkisi de, bir
zamanlar Özal’ın yönettiği bir açık oturumda, rahmetlinin sağında solunda oturmuşlardı. İkisi de Özal’ın
müritlerinden, tanınmış numaracı cumhuriyetçilerdendiler.

Üniversitede ders vereni, SHP’liKültür Bakanı’na
“başdanışman”lık bile yapmıştı. O sanı ile TV’de Uğur
Mumcu’nun Karşısına çıkıp, Atatürk’ün 30 bin kişiyi
astırdığını bile söylemişti.

Yüzü bile kızarmadan… En ufak bir sıkıntı bile duymadan…

***

Mehdi Zana, Diyarbakır’ın eski belediye başkanı.

PKK eylemlerini “mill kurtuluş mücadelesi” alarak
nitelendirdiği için mahkûm oldu. Ve bu karara karşı,
“düşünce ve anlatım özgürlüğü”nü zedelediği savıyla, uluslararası insan haklan kuruluşlarına başvurdu.

Başvurusunu geçen yıl Avrupa İnsan Hakları Komisyonu geri çevirdi… Geçenlerde de Avrupa insan
Hakları Mahkemesi.

Gerekçe?

Komisyon bunu şöyle açıklıyor:

“Komisyon, anlatım özgürlüğünün mutlak olmadığını hatırlatır… Düşünce ve anlatım özgürlüğü, görev
ve sorumluluklar içerir. Yetkili makamlarca terörizme
karşı sürdürülen amansız mücadele, demokratik bir
toplumda sen derece önemlidir.”

Ve ekliyor:

“Böyle bir toplumda, siyasal amaçlı şiddet, toplum
yaşamına ve güvenliğine sürekli bir tehlike oluşturuyorsa ve bu şiddet yanıtları basın aracılığıyla desteklerini belirtiyorlarsa; anlatım özgürlüğüne olan hak ile
toplumun, demokratik rejimi yıkma gizli veya açık
amacı güden silahlı grupların eylemlerine karşı korunması meşru hakkı arasında doğru bir dengenin
sağlanması şarttır.”

Sonuç?

“Düşünce ve anlatım özgürlüğüne yargı makamlarının kısıtlayıcı uygulamalarıyla yapılan müdahale,
mutlak bir toplumsal gereksinmeyi karşılamaktadır.”

Prof. Anthony Birch, etnik sonuçların çözümü üzerine araştırmalar yapan bir uzman. Şöyle diyor:

“Kuzey İrlanda ‘da Katolik ve Protestanların ayrı
okullarının olması, öğrencilerin birbirlerine karşı sosyalleşmesi sonucunu doğurmuş ve iki etnik grubu uzlaştırmak olanaksızlaşmıştır. Her grubun etnik bilinçle kendi içine kapanması, özellikle Katoliklere zarar
vermiştir. Katolik-lrlarda kimliğine dönük derslerin
fazlalığı, çağdaş bilimlerin öğrenilmesine gereken
zamanı azaltmıştır. Şimdi bu kimlik dersleri azaltılmaktadır.

Kuzey İrlanda’da ‘‘azınlık”durumunda olan Katolikler. Ve bu uygulamadan asıl zarar görenler de onlar…

“Aynı dine eğitim yapıldığı halde, “ayn eğitim ” sorunu çözmüyor.Tersine, daha da derinleştiriyor… (Bir bakıma, imam-hatip okulları örneğini de çağrıştırmıyor mu?)

Peki -bir zamanlar Özal’ın “tartışalım” dediği- federasyon sorunu çözer mi?

Yanıt aynı ölçüde açık:

“Federasyon gibi sistemler, iktisaden yeterince
gelişmemiş yörelerin kalkınmasını daha da zorlaştırmaktadır. Çünkü böyle sistemlerde merkezden buralara kaynak aktarılması zorlaşmaktadır.”

Atatürk’le Apo’yu aynı kefeye koyanlar.

PKK’nin kanlı eylemlerine alkış tutanlar…

“Kültürel özerkliğin” çözüm olduğunu savunanlar..

Federasyonu tartışmaya açmak isteyenler…

İşte “insan hakları”!.. İşte dünya gerçekleri!,. Ve işte “manzara-i umumiye”…

‘Tekyurt, tekbayrak, tek resmi dil’ diyebiliyor musunuz? Eğer diyorsanız, gelin her şeyi tartışalım!.
Her şeyi!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: