Yazı Hakkında

Başlık:Ecevit, Çiller, İlhan…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Kasım 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ecevit, Çiller, İlhan…

Şu sözler Ecevit’e ait:

“Laiklik ve Atatürkçülük solun tekelinde imiş gibi gösterilmektedir. Oysa Türkiye ‘de laikliğe ve Atatürk‘e bağlı, ama ekonomik ve sosyal görüşleri başka partilere dağılmış pek çok yurttaşımız vardır…”

Şu sözler de Çiller‘e ait:

“Dinin emrinde siyaset istiyoruz… Ama biz laikliğin de sahibiyiz ”

Ve Attilâ İlhan, geçenlerde -Kemalizmin temelinde yatan- “üç Misak-ı Milli”den söz ediyordu.

***

“Dinin emrinde siyaset” istemi. DYP bayrağı altında ilk kez dile getirilmiyor. Bu sözün “patent hakkı”. Demirel’in Çankaya’ya çıkmadan önceki bir bakanınındır. Çok sevdiği eski bir çalışma arkadaşının.

O zaman ilk tepkiler partisinden gelmişti “Yanlış anlaşıldım, açıklayacağım” dediği duyuldu. Açıklama hiçbir zaman gelmedi.

Şimdi aynı sözü, partinin genel başkanı ediyor.
Hem de başbakan yardımcısı sıfatı ile..

Ve herkesin kafasında bir soru.

– Acaba bunu niçin söyledi?

Oysa niçin söylediği o kadar önemli değil. Söylemiş olabilmesi ve söylediğinde de partisinden “tıs” çıkmamış oluşu önemli..

Mesut Yılmaz, daha birkaç ay önce başbakandı. İmam okullarını sekiz yıllık temel eğitim kapsamı dışında tutacağını açıklamıştı. Partisinden tepki gelmiş miydi?

Son yıllarda, partisini yerel yönetimlerde temsil edenler RP’nin kuyruğu gibi işlev görürken kendisinden bir tepki gelmiş miydi?

İşte bugünün DYP ve ANAP’ı budur.

*★*

Peki Sayın Ecevit, “Laiklik ve Atatürkçülük solun tekelinde değil” derken haklı mı? “Laiklik ve Atatürk’e bağlılık”, Atatürkçülük, yani Kemalizm mi demek?

Atatürk’ü sevmek başka. Atatürk’ün ideolojisini benimsemek gene başkadır!

Menderes, Demirel, Evren, Özal ve falan filan çizgisinde ülke batağa nasıl saplandı? “Atatürk’e evet. Kemalizme hayır” diyerek.

Şimdi Mesut’lar, Çiller’ler bu aymazlığı netleştiriyorlarsa, belki de onlara teşekkür etmek gerekir Ama laikliğin ve Atatürkçülüğün solun tekelinde olmadığını öne sürmek gerekmez.

Ecevit eskiden beri sağın tabanına hapsolmuş sol oyları kurtarmaktan – haklı olarak- söz eder. Şimdi asıl kurtarılması gereken oylar, kendi tanımında ortaya çıkıyor.

Laiklik ve Atatürk yanlılarının oyları ile adım adım laikliği yıkmakta olan partiler var karşımızda… Solun bu aymazlığa son vermekten daha ivedi hangi işlevi olabilir?

**                                                                                                                                                                  Bu nedenledir ki; Atatürk’ün üç “Misak-ı Milli”sinin vurgulanmasının tam zamanıydı.. Attillâ ilhan şöyle diyor:

“İlk Misak-ı Milli, Anadolu’nun toprak bütünlüğü, Osmanlı mülkünün üzerinde yaşayanlara bir yurt olması; ama bu yetmez. O yurtta yaşayan halkın millete dönüşmesi vazgeçilmez bir şarttır. Bu şartın gerçekleşebilmesi ise, diğer iki ve nedense es geçilen- Misak-ı Milli’ye bağlıdır.”

Mustafa Kemal ikinci Misak-ı Milli’yi İzmir iktisat Kongresi’nde açıklar. “Sa’y Mısak-ı Milli’si.. Yani “Ulusal Emek Cephesi”.

Üçüncü “Misak-ı Milli” ise “Öğretimin Birliği Yasası” “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”dur.

Önce “Ulusal Kurtuluş Cephesi” ile siyasal bağımsızlık kazanılır. Sonra “Ulusal Emek Cephesi” ile ekonomik bağımsızlık ereğine yürünür. “Ulusal Eğitim Cephesi” ise tam bağımsız, laik ve demokratik cumhuriyetin kültür savaşının öncüsüdür.

Kemalizm bir bütündür.

Ve işte bu temel üzerine oturur.

Atatürk’ün partisinin üçüncü genel başkanının ise bu temelin yozlaşmasına katkıda bulunanları hoş görmesine olanak yoktur..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: