Yazı Hakkında

Başlık:Ecevit’i Anlamak!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:10 Mayıs 1992 Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ecevit’i Anlamak!

Sayın Ecevit’in güçlü yanları da biliniyor, eleştirilecek yanları da.

Dünyaya geniş bir bakış açısı var. Dışımızda olup bitenleri çok iyi izliyor.

Hint felsefesinden resme, klasik müzikten şiire, Tagor’dan Brankuş’a uzanan çok geniş ve derinlemesine bir ilgi alanı var. Siyaset dışı ilgi alanının zenginliği, onu tek boyutlu olmaktan çıkarıyor; düşüncesini de, anlatımını da zenginleştiriyor.

“Pülümür’ün Yaşsız Kadını”nın ya da “Türk-Yunan Şiiri”nin altında imzasının olması bile az şey değil!

Çok çalışkan ve üretken. Türkiye’nin yetiştirdiği ender aydınlardan.

Yalnız içeride değil, dışarıda da çok etkili bir konuşmacı. Tartışılmaz bir “karizma”ya sahip…

★★★

Ama o renkli-çekici kişiliği oluşturan birçok öğenin, onu
-belki de kaçınılmaz olarak- duygusal yaptığı da bir gerçek.

Aşırı çalışkanlığının, siyasette çok önem taşıyan insan ilişkilerine yeterince zaman bırakmadığı da bir olgu.

Kitlelere açık, ama teker teker insanlara çoğunlukla kapalı bir dünyadır Ecevit’inki.. O zaman da etkilendiği, yakın olduğu insanların sayısı olabildiğince azalıyor. Gelen tek yönlü bilgi ve değerlendirmelerin etkisi ise olabildiğince artıyor.

Nezaketi, tepkilerini çoğunlukla açığa vurmasını engelliyor. Böylece savunma olanağı da doğamıyor. Biriken tepkilerin yarattığı patlamanın sonucu ise defterden silinen, görülmek bile istenmeyen isimler oluyor.

Birer birer itilen sayısız değerli ismin çoğu, kapıların kendilerine birdenbire niçin kapandığının bilincinde bile olamıyorlar.

Ecevit, halka sevgi ve güven dolu. Ama tek tek insanlara karşı aşırı kuşkucu. “Halk”a yakın, “birey”lere mesafeli…

★★★

Bu özelliklere sahip bir Ecevit’in, yeniden CHP’nin başına geçip geçemeyeceğini, geçerse solun demokratik kesimlerini bir çatı altında yeniden bütünleştirip bütünleştiremeyeceğini zaman gösterecek.

Yalnız, o günleri beklerken, yanıtlanması giderek önem ve ivedilik kazanan bir soru var: Ecevit’in 12 Eylül döneminde CHP Genel Başkanlığı’ndan istifası yanlış mıydı, doğru muydu?

Demirel mi doğru yaptı, Ecevit mi?

Özellikleri ve konumları o kadar farklı ki…

Demirel sabırlı, hoşgörülü, risklerden hoşlanmayan bir karaktere sahip. 12 Mart’la da, 12 Eylül’le de, gerçekten kavga etmedi. Fırtınanın geçmesini bekleyip yeniden ortaya çıktı. Zaten sağcı darbelerin yaptıkları şeyler, çoğunlukla kendisinin de yapmak istedikleriydi.

Fransız Devrim tarihinin ünlü isimlerinden Talleyrand’a sormuşlar; “Terör döneminde ne yaptın?” diye. “Hayatta kaldım!” demiş. Demirel de öyle yaptı.

Ancak, 12 Eylül’ün kendisini de bitirmek niyeti somutlaştığında tavır değiştirdi. CHP oylarının önemli bir bölümünün boşta kaldığını, büyük kentlerin “okumuş” kesimlerinin oylarına ortak olmadan iktidara gelemeyeceğini gördükçe, tavır değiştirdi.

Ecevit ise düzeni korumak değil, değiştirmek isteyen bir akımın önderiydi. Üstelik de mücadeleci, risk almaktan kaçınmayan bir kişiliğe sahipti. 12 Eylül’ün karşı-devrimci süreci yaşanırken, susmanın neler getirebileceğini biliyordu.

Ona göre 12 Eylül’ün gidişine karşı çıkılmalı ve askere, bir “durum değerlendirmesi” yapma fırsatı verilmeliydi. Ama bu mücadeleyi “CHP Genel Başkanı” sıfatıyla yapsaydı, 12 Eylül yönetimi bunu, CHP’yi ve belki bütün partileri kapatmak için bir gerekçe olarak kullanacaktı.

12 Eylül ile mücadelesinin getireceği riskler kişisel olmaktan çıkacaktı.

Zaman zaman bizim de yaptığımız gibi Ecevit’e birçok haklı eleştiri yöneltilebilir. Ama CHP Genel Başkanlığı’ndan istifasına karşı çıkarak “Partiyi başsız bıraktı” demek, Ecevit’i anlamamaktır.

CHP’nin kapatılması ve Atatürk’ün mirasına ihanet edilmesi karşısında gösterdiği tepkide bu ölçüde yalnız kalmamış olsaydı, CHP örgütünden Demirel’e kadar bir tepki dalgası oluşmuş olsaydı, 12 Eylül karşı-devrimciliği acaba bu ölçüde “cüret” kazanabilir miydi?

Hani, “Yiğidi vur, ama hakkını ver” diyenler haksız mı?…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: