Yazı Hakkında

Başlık:Ecevit’in Sorumluluğu
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:28 Nisan 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Ecevit’in Sorumluluğu

Farklı kuruluşların yaptıkları kamuoyu yoklamaları aynı sonucu veriyor. RP, oylarını 2 puan daha arttırmış. DSP yüzde 19 ile ikinci sırada. Hükümet ortakları ise geriliyorlar.

ANAP’ın özel olarak yaptırdığı ikj kamuoyu yoklamasının sonucu da aynı.

Ve bu durum Ecevit‘i tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan hükümete, öte yandan da kendi partisine yönelik tutumunu yeniden gözden geçirmek zorunda!

Partisine yönelik olarak yapılması gerekenler, hükümete yönelik tutumundaki değişiklikten de önemli!

★ ★ ★

DSP hükümete girmemekle, ama oluşumunu kolaylaştırmakla doğru bir iş yapmıştı. Birinci amaç, laik-demokratik cumhuriyeti yıkmak isteyen bir zihniyete iktidarı teslim etmemekti. Bunu toplumun da olumlu değerlendirdiği anlaşılıyor.

İkinci amaç ise sokağı, pisleyene temizletmekti. Bugüne gelinmenin yarım yüzyıllık sorumluluğunu taşıyan çizgi, ANAYOL çizgisiydi. Bugünün sorumluluğu ne Kemalistlere ne de Erbakan kafasına aitti.
Öyleyse onlara “son” bir şans daha verilmeliydi.

O çizginin ne ölçüde doğru ya da yanlış olduğu, sokaktaki adam tarafından da anlaşılmalıydı.

Bu nedenle de DSP ya da CHP’nin hükümete girmesi yanlış olurdu. Kafaları karıştırırdı. Seçmendeki bilinçlenmeyi önlerdi. Yanlış çizginin ya da beceriksizliğin faturasına, sol -bir kez daha- dahil edilmiş olurdu…

Ama DSP’nin “çekimser” desteğinin iki koşulu vardı ve de olması gerekirdi.

Bir, Kuzey Irak ve benzeri ulusal sorunlarda duyarlı olmak… İki; devletin RP’lileşmesine ya da “Türk-İslam sentezi”ne teslimine engel olmak.

Eğer ikinci koşul önemli değil idiyse, RP’nin hükümete girmesine engel olmak için bunca çabaya ne gerek vardı?

Oysa hükümetteki çağdışı kafalı bakanların kalabalıklığından “valiler kararnamesi”ne kadar uzanan kadrolaşma, hiç de iç açıcı değil! Tek milletvekili bile bulunmayan MHP kadrolaşmayı sürdürüyor: muhalefetteki RP kadrolaşmayı sürdürüyor ve laik cumhuriyete inanmış kamu görevlileri kıyımda!..

Öğretmen ordusunun buyuk çoğunluğu -her şeye karşın- hâlâ çağdaş kafalı; ama onları yönetici konumda olanların çoğu, hâlâ “karanlık özlemcisi”!..

Ecevit bu duruma seyirci kalmanın sorumluluğunu, daha nereye kadar taşıyabilir?

★ ★ ★

Ecevit’in partisine yönelik tutum değişikliği yapması, hükümetle ilgili tutumundakinden de daha önemli!

ANAYOL eriyor.. Düzen gerilerken, beklentileri karşılayamazken, çozdüğü sorunlardan daha çoğunu yaratırken; düzen partilerinin ilerleyebilmesine olanak var mı?

Ve doğal olarak, o düzenle bütünleşmedikleri, o noktaya gelinmesinin sorumluluğunu taşımadıkları izlenimini veren iki parti yükseliyor: RP ve DSP.

Bu amansız savaşta koşullar DSP’den yana. Çünkü CHP tabanının tümü ve iktidar partilerinin tabanlarının önemli bir kesimi için “yaşamsal sorun”, RP’nin önünü kesmek!..
CHP bunu yapabilecek güçten her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. DYP ve özellikle de ANAP ise “dinci” kesimlere ödün verme aymazlığını hâlâ sürdürüyor. Hatta RP ile iktidar hesapları yapıyorlar.

Geçmişte Atatürk’ün partisine destek verip de RP korkusu ile son seçimlerde
DYP ya da ANAP’a oy vermiş olanların ne büyük oranlara ulaştığının ayrımında mısınız? İktidar partileri, Kemalizmin mirasını ve
“sosyal devlet”i tüketme yarışı içinde.

Eski komünist ülkelerde, “sosyal devlet” anlayışını savunanlar bir bir iktidara ulaşıyorlar. İtalya’da solun yükselişi sadece “temiz toplum” özleminden mi? Yoksa “sosyal devlet”ten uzaklaşmaya tepkinin boyutlarının, düşünülenin de ötesinde olmasından mı?

DSP “sosyal devlet”ten yana. “Tepki oyları”na ortak. RP ile savaşımı yıllar önce ilk başlatan parti… Ve işte Ecevit’in sorumluluğu bu noktada artıyor

Partileşmeyi, yıpranmamış inançlı kadroların DSP’de buluşmasını, parti içi demokrasiyi engelleyen “demir pençe” gevşetilmeli!.. Sağdan farklı olarak, solcu bir siyasal hareketin parti olmadan iktidar olamayacağı unutulmamalı!

Ecevit, seçimler öncesinde başlattığı açılımda, bir “yürekli” adım daha atmalı! Ve bu “tarihsel fırsat”ı kaçırmamalı!..

★ ★ ★

Metin Toker’e DSP’deki parti disiplininden yakınmalar gelmiş. Meclis’in toplantı günlerinde milletvekillerinin Ankara dışına çıkışları, gündem dışı konuşmalar, yurtdışı geziler, katılınacak toplantılar, hep “izne tabi” olduğu için…

DSP’ye ve Ecevit hareketine sıcak bakmadığı bilinen Sayın Toker’in, nu yakınmaları yapanlara köşesinde verdiği yanıt çok kısa: “Afedersiniz, siz siyasi partileri dingonun ahırı mı sanıyorsunuz?”

Ve ekliyor:

“Özellikle çoğu -son devlet adamımız- İsmet İnönü‘den bu yana sahiden dingonun ahırına dönüştürüldüğünden dolayı, o durumu normal sanıyorlar. Kendini bilen partiyi ise yadırgıyorlar. Bülent Ecevit -alabildiği kadar- İsmet Paşa’dan feyz almış son parti lideri olduğundan, bu konuda pekâlâ ‘Mohikanların sonuncusu’ da sayılabilir.”

Aynı kanıdayım.

Disiplin ve tutarlılık, özellikle sol bir parti için vazgeçilmez, vazgeçilemez bir koşuldur… Ama disiplin ve tutarlılık başkadır; partileşmeyi ve parti içi demokratik katkı ve canlılığı önlemek başkadır!

Birincinin gerekliliği, ikinciden vazgeçmeyi haklı kılmaz!

Özellikle de, partisine damgasını vurmuş, böylesıne “karizmatik” bir önderi varken. Ve o önder, bir “tarihsel sorumluluk” ile karşı karşıya iken!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın