Yazı Hakkında

Başlık:‘Eğitimimiz’den Sayfalar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Eylül 1995, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

‘Eğitimimiz’den Sayfalar…

Birinci sayfa Almanya’dan.

Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Dursun Atılgan, bir girişimde bulunuyor. Eyalet Kültür bakanlıklarına Kültür Bakanlıkları Eşgüdüm Kurulu’na, federal hükümetin ve eyaletlerin yabancılar sorumlularına birer “başvuru” yapıyor.

Okullarda, Almanya’da en yoğun ırkçı saldırılar karşısında bulunan Türklerin tarihinin öğretilmesini istiyor. Atatürk ‘ün ve çağdaş Türkiye’nin anlatılmasını istiyor. Türklerin Almanya’ya uyumu ve Türklere karşı olan “önyargı”ların giderilmesi için bunun önkoşul olduğunu savunuyor.

Başvuruların bir kopyası da Sayın Nevzat Ayaz’a yollanıyor.

Ne beklersiniz?

“Milli” eğitimimizin bu girişime gönülden destek vermesini!..

Yanıt, bir süre sonra Türkiye’nin Bonn Büyükelçiliği aracılığı ile geliyor. “Derneğinizce yapılan girişim çerçevesinde, Milli Eğitim Bakanlığımıza ilettiğiniz destek talebi konusunda, bakanlığın olumsuz görüş bildirdiği belirtilmektedir.”

Ve de arkasından, “Pek Sayın”  Ayaz’ın yönettiğini sandığı bakanlık, Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği’ne dört kitap yolluyor. Bundan sonraki çalışmalarında “yararlanmaları” için:

İbrahim Kafesoğlu’nun “Selçuklu Tarihi”; Yılmaz Öztuna‘nın “Türk Tarihinden Yapraklar”; “Âşık Paşaoğlu Tarihi” ve ‘Türk Atasözleri ve Deyimleri”.

Yani; önce Almanya’da Türk tarihinin “çağdaş” bir anlatımına karşı çıkan… Sonra da, “Atatürk’ü bırakın, Türk-İslam sentezine gelin!” diyen, bir TC eğitim bakanlığı.

Başına “Milli” sıfatını eklemeye diliniz varır mı?

★★★

İkinci sayfa Ankara’nın Çankaya’sından.

13 Mayıs 1994 tarihinde, bu köşede çıkan yazıda, bir eğitim kurumunun durumu gözler önüne serilmişti. Birkaç yüz metre ilerideki “bakanlık” olaya baktıktan sonra, bakın bugünkü durum nasıl:

“Nevzat Ayaz, yazınızı ihbar kabul eder, doğru olup olmadığını araştırır diye bekliyorduk. Olmadı Tersi oldu… Türbanlı öğrenciler okula rahatça giriyorlar, kot pantolonlu ya da ceketsiz olanlar uyarılıyorlar. Bazen de ilk derse alınmıyorlar. Eskiden derse girmeden türbanını çıkaran bazı öğretmenler de artık türbanla giriyorlar. Bunlardan fen bilimleri öğretmeni olanı, kız öğrencilere ‘Başınızı örtmek isterseniz ben size yardımcı olurum’ diyor. Bu teklifi kabul etmeyen bazı öğrenciler, ‘Acaba bizi sınıfta bırakır mı?’ diye korkuyorlar. Aynı öğretmen, namaz saatlerinde mescidin kapısını açıp bakıyor, kimler kılıyor kimler kılmıyor diye. Ve ‘isteyen’ öğrencilere, ‘bazı’ kitapları parasız dağıtıyor.” “Fen” dersinde, “laikliğin dinsizlik” olduğunu savunan bir öğretmen düşünün… Karşı çıkan, kendisiyle tartışan bir Alevi öğrenciye şöyle diyor.

“-Bak, Aleviler Müslümanlık kaidelerine uymazlar.
Onların sırtı sarudur. Gusul aptesti almazlar, pis gezerler.”

Okulda, bilgisel değil “dinsel” nedenlerle öğrencilere düşük not veriliyor. Ancak başka öğretmenlerin devreye girmesi ile büyük haksızlıkların bir kısmı önleniyor…

Bütün isimler ve ayrıntılar bende var.

★★★

Üçüncü yaprak. Denizli’nin Babadağı’ndan.

Tarih öğretmem Ayşe ve Ali Koca çifti, ders yılı bitmeden, apar topar sürülüyorlar. İşte gerekçesi:

• Okula ortak olarak alınan Cumhuriyet gazetesinin müdür tarafından yırtılmasına karşı çıkmak;

• Çağdaş eğitime, laikliğe, Kemalist düşünceye yapılan saldırılara karşılık vermek;

• Sınıfta erkek ve kız öğrencileri karışık oturtmak;

• Ramazan ayında çay servisinin sürmesini istemek;

• Eğit-Sen üyesi olmak.

★ ★★

Bugünkü son yaprak da Aksaray’dan.

Sanırtol Köyü İlkokul Müdürü Ali Haydar Üçgün,
çember sakallı, sarıklı ve kara cüppeli. Derslere de aynı şekilde giriyor.

27 yıllık eğitimci, müfettiş Mehmet Akçasoy, ilgili kişi hakkında yasaların uygulanmasını istiyor, yapılmıyor… Bakana özel bir mektupla durumu bildiriyor, sonuç yok… Son çare olarak, bildiklerini ve gördüklerini
Cumhuriyet gazetesine yazıyor.

Derhal görevden alıyorlar.

Kimi?

Elbette ki sarıklı-cüppeliyi değil, onu şikâyet edeni…
Pek Sayın Üçgün de, eğitim hizmetlerinden “idari” hizmetlere aktarılmak zorunda kalınıyor.

Eğitimimizden yapraklar sunduğumda ilgilenen çok!.. Telefonlar, mektuplar, faks mesajları…

Ama, bir tek “Bakanlık “tan ses yok!

Ya durumu “zaten” bildikleri için… Ya bir şey yapamayacak kadar “aciz” olduklan için… Ya o durumun sürmesini istedikleri için… Ya da korktukları için…

Seçme hakkını, “bakanlıktan bakanlara” bırakıyorum!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: