Yazı Hakkında

Başlık:Elbette Olmalı!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:02 Mayıs 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Elbette Olmalı!

Elbette ki, Sayın Demirel Cumhurbaşkanı olmalı!

Bunun tersini söylemek, eskilerin deyimi ile “abesle iştigâl”dir. (Afedersiniz, galiba yanlış oldu. Onu eskiler değil de, her zaman taptaze olan Çankaya‘nın gelecek günlerdeki “yeni” sakini söylerdi.)

Çankaya’daki kişi, tüm toplumu temsil etmeli.

Bugünkü çoğulcu Türkiye halkını Sayın Demirel’den daha iyi temsil edebilecek bir kişi daha gösterebilir misiniz?

Kimisi işçiyi, kimisi işvereni; kimisi köylüyü, kimisi toprak ağasını, kimisi dar gelirliyi kimisi para babasını temsil eder.. Kimisi kadın haklarından yanadır, kimisi erkek.. Kimisi askeri ister, kimisi sivili…

Ama Sayın Demirel hepsini birden temsil eder. Hepsinden yanadır. Hepsini de ister.

Var mı bunun bir benzeri daha?

Bırakın Türkiye’yi, isterseniz tüm “cihan”ı araştırın.

★★★

“Benim memurum, benim işçim, benim çiftçim, benim emeklim” diye alanlarda haykıran da O’dur; işveren kuruluşlarını avucunun içinde tutan da..

Bir zamanlar Türk ırkçılarının silahlı çetelere dönüşmesini sağlayan da O’dur; “Kürt realitesi”ni tanıyan da..

Aynı tümce içinde “neşvü nema” ile “prosedür”ü arka arkaya sıralayabilen de O’dur; karşısında gençleri görünce, “olanak” ve “olasılık”sız konuşmayabilen de..

“Tapuyu deldirtmem” diyen de O’dur; Atatürk’ün “miras hakkı” çiğnenirken, bunda bir sakınca görmeyen de..

Başına “Yüce” sıfatı eklemeden Atatürk’ün adını ağzına almayan da O’dur; Atatürk’ün ve “laik” devletin açık düşmanı Said-i Nursi’ye “iade-i itibar” etmeyi hükümetin en
önemli görevleri arasında sayan da..

“Laik hukuk devleti”nin sahibi de O’dur; her köye her mahalleye bir imam-hatip okulu açmanın yararına inananların da..

Aziz Nesin’le konuşurken “sosyalist”; işverenle konuşurken “kapitalist”; tarikatçı ile konuşurken “muhatazakâr”; gençlerle konuşurken “ilerici”; sizinle konuşurken “Siz”,
bizimle konuşurken “Biz” olmak kolay iş midir?

Bir “Allah’ın kulu” da çıkıp, “Demirel beni temsil etmiyor” diyebilir mi?

Toplumumuzun son otuz yılının çelişkilerini, “zikzak”larını O’ndan daha iyi temsil edebilecek birisini bulabilir misiniz?

★★★

Sonra işin çok “hassas” bir noktası daha var.

Sayın Demirel’in Çankaya’ya çıkarken çok büyük bir “özveri” gösterdiğinin de farkında değil misiniz?

Yetkileri çok sınırlı olan Cumhurbaşkanlığı’nı “kabul” buyururken; Başbakanlık ve DYP Genel Başkanlığı gibi ağırlıklı iki görevi boşalttığı ne çabuk unutuluyor!

Zaten “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” diyen de O. Kendisi için değil, birilerinin önünü açmak için Çankaya’ya çıkıyor.

Aslında yolu rahmetli Özal açmıştı. Şimdi Sayın Demirel bunu “demokratik” bir gelenek haline getiriyor.

Bu sayede, her yedi yılda bir, iktidar partisinin önderi değişmiş olacak. “Lider sultası” diye tutturanlar, bakalım bundan sonra nasıl bir nakarat bulacaklar?

Ah! Birde şu Çumhurbaşkanlığı’nın sayısı arttırılabilse… Demokratikleşme sürecine böylece SHP, RP gibi partiler de girebilirlerdi. Hatta belki “sol” bile birleşebilirdi!..

DSP’nin zaten böyle bir gereksinmesi yok.. Önderi giderse “başsız” kalır..)

★★★

Görüyorsunuz ki; neresinden bakarsanız bakın, Sayın Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasının yararları çok açık.

Ama açık olmasına açık da, “şer güçler” gene boş durmuyorlar.

Yok neymiş; Demirel Cumhurbaşkanı olursa, durup dururken bir “hükümet sorunu” çıkar ve ülkenin çok “ivedi” sorunlarının çözümünde iki ay yitirilirmiş..

Yok Demirel, “Bu ülkenin sorunlarını ancak ben çözerim” diye seçmenlerden destek istemiş. Hatta “ödünç oy”a razı olmuş.. Oysa şimdi her şeyi yarı yolda bırakıp, kapağı Çankaya’ya atıyormuş..

Yok efendim, daha taptaze “İLKSAN dosyası”nın hesabı bile verilmeden Çankaya’ya “şaibeli” bir biçimde çıkılması yakışık almazmış..

Neymiş; rahmetli Özal ANAP’a dayanarak Cumhurbaşkanı seçilirken, Sayın Demirel “Cumhurbaşkanı mı seçiyorsunuz, yoksa ANAP’e grup başkanvekill mi? ” demişmiş. Oysa bugün kendisi -hem de partisinin sandalye sayısı çok daha az olduğu halde- aynı şeyi yapıyormuş..

Yok “uzlaşma”‘ yolunu seçmemiş de; “Beni seçmezseniz kimseyi seçemezsiniz ve de Meclis fesholup yeni seçimlere gidilir” diyerek aba altından sopa göstermiş. Tehditle Cumhurbaşkanı mı olunurmuş?.

Bunların hepsi “safsata”.. “Resmi ideoloji” ve de “Birinci Cumhuriyet” ‘yanlılığı.. Üstelik de “statükoculuk’ (Ah şu Kemalistler yok mu!..)

★★★

Şarkının dediği gibi “Olmalı mı, olmamalı mı?”.

Aşığa Bağdat sorulur mu: “Olur olur, bal gibi olur!..”

Kalemleri ellerinde, rahleleri koltuklarında gözyaşı dökenlerin gözü aydın!.. “Dün dündür, bugün bugündür” incisini bir zamanlar “en büyük diyalektik özdeyiş” diye alkışlayanlar, silin gözyaşlarınızı.

Korkmayın! Çankaya’nın kapıları size “gene” açık kalacak!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: