Yazı Hakkında

Başlık:Esintiler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:12 Kasım 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Esintiler…

Geçenlerde bir yazımda Yaşar Kemal‘i savunmuştum… Bir kitabındaki birkaç satıra ya da sayfaya bakarak bir çırpıda “bölücü” damgasını vurmanın yanlışlığını dile getirmiştim.

Çok saygı duyduğum bir köşe yazarından “itiraz” geldi…
İtiraz, bir anı kitabındaki bir bölümü “kanıt” olarak gösteriyordu.
Konuya yeniden dönüp dönmemek konusunda kararsızdım. Ama tam o sırada İsveç’ten gelen bir haber beni rahatlattı. Sevindirdi.

İsveçli bir gazeteci ile Yaşar Kemal arasında şu konuşma geçmişti:

– Bir Kurt yazarı olarak, Güneydoğu da olup bitenler sizi rahatsız etmiyor mu?

– Bir kere ben bir Kürt yazarı değilim. Kürt asıllı bir Türk yazarıyım!..
İki anadilim var. Birisi Kürtçe, diğeri Türkçe…

Atatürk‘ün 1928 yılında -bir sivil toplum örgütü olarak- kurduğu Türk Eğitim Derneği çarşamba günü İzmir de bir toplantı düzenlemişti, “Atatürk’ün Kültür Politikaları” konulu toplantıda bu olayı anlattım.
Ve ekledim:
– Hiçbir toplum, ulusallaşmadan çağdaşlaşamamıştır. Atatürk, 24 etnik kökenden bir ulus yaratma amacındaydı. Laik-demokratik-ulusal nitelikli Kültür Devrimi’nin taşıdığı “ulusal kimlik” anlayışı, işte budur!

★ ★ ★

Yıllar önceydi, Ahmet Adnan Saygun‘un 70. yılı kutlanıyordu.

Konuşmacılardan Ümit Haluk Bayülken‘in bir anısı, beni çok etkilemişti. Olay, Sayın Bayülken’in Türkiye’yi Birleşmiş Milletler’de temsil ettiği döneme aitti.

Saygun’un ölümsüz “Yunus Emre Oratoryosu” BM binasında büyük bir orkestra ve koro tarafından -İngilizce olarak- uygulanmıştı.
Sonrasını konuşmacı şöyle anlattı:

– Konserin ertesi günüydü. BM koridorlarında karşılaştığımızda biraz tepeden bakan, adeta lütfen selam veren bazı Batılı ülkelerin büyükelçilerini görmeliydiniz!.. Artık bize bir başka saygı gösteriyorlardı. Bu düzeyde bir sanat olayını gerçekleştirebilen bir ülkenin temsilcisi olarak, bizim de başımız bir başka “dik”idi…

Olay, ulusallıktan evrenselliğe uzanan surecin çok güzel bir örneğiydi.

Kemalist devrim, Osmanlı’nın horladığı, unutturmaya çalıştığı bir kültür bireşimini yeniden gün ışığına çıkarmıştı…
Üstelik, ona “evrensel kültür”ün olanaklarını sunmuştu…
Ulusal özün yarattığı ürün de böylece evrenselleşmişti…
Atatürk’ün “ulusal kültür”anlayışı işte budur!

★ ★ ★

İzmir toplantısında, Prof. Ergün Aybars‘ın aktardığı bir olay da çok anlamlı ve önemliydi… Daha çiçeği burnunda bir olay!
Geçen mart ayında Riyad Müftüsü şöyle bir fetva yayımlamış.
“Dünya düzdür… Tersini öne sürmek, dine aykırıdır… Bunu yapanların katli vaciptir!..”

Osmanlı’daki ilk gözlemevi 1580’de Şeyhülislam’ın fetvası ile yıktırılmadı mı? Basımevinden Müslümanların da yararlanması “izni”, Gutenberg‘den ancak 270 yıl sonra çıkmadı mı? Copernic‘ten iki yüzyıl sonra bile, Osmanlı hâlâ  “dünya merkezli güneş sistemi”ni okutmuyor muydu? Daha geçen yüzyılda bile, “Anatomi dersinde Müslüman kadavra kullanılamaz” fetvaları ile, Tıbbiye’nın kurulması engellenmeye çalışılmıyor muydu?

“Üçgenin iç açıları toplamı ne kadardır” diye soran Baron de Todd’a,
iki Osmanlı hendeseci bön bön bakarken üçüncüsü şu yanıtı vermemiş miydi: “Üçgenine göre değişir!”

Astronomi, eskiçağ ve felsefe kitaplarını kitaplıklardan attıran Şeyhülislam efendileri unutmaya olanak var mı?..

Riyad Müftüsü, beni çok gerilere kadar götürdü…
Ve Fransa Müslümanlarının -geçen yıl ölen- manevi önderi, Arap kökenli Şeyh Abbas‘ın sözleri canlandı anılarımda:

“Atatürk cehalete karşı savaştı. İslama karşı değil!..”

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: