Yazı Hakkında

Başlık:Eskiler ve Yeniler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:16 Şubat 1997, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Eskiler ve Yeniler…

Sevdiğim bir sözdür: “Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse…”

Eskilerin deneyimi var, yenilerin de enerjisi. Ama sorunların çözümü için, ikisinin de bir araya gelmesi gerekiyor.

Bunalımlı siyasal yaşamımızın önderlerine bakarken, bu ikilem geçiyor kafamdan.. Ve kendi kendime sormadan edemiyorum:

– Eskiler yenilendi mi? Yeniler bilgeleşti mi?

Siyasal yaşamımızın heykel galerisinde ilk akla gelen isim Demirel.

Bugüne gelinmesinde büyük sorumluluğu var .
Sağcı gençlerden eli silahlı “düzen muhafızları” yaratma girişimi onun zamanında başladı. Demokrasi dışı güçlerle devlet iç çeliğinin tohumları o dönemde atıldı.

İmam okullarının pıtrak gibi yaygınlaştırmasından, tarikatların sırtının sıvazlanmasına, Taksim’e camiye kadar., dinin oy aracı olarak kulanılması onun doğal yöntemiydi.

Sonunda boynuzlar kulağı geçti Türkeş ve Erbakan o silahları elinden alıp güçlendiler…

Ama bugün Çankaya’daki Demirel, o Demirel değil!

Laikliğin ve demokrasinin “enerjik” bir savunucusu olarak ortada. Eski yanlışlarına karşı savaşıyor.

Oy kaygısından kurtulduğu için mi’? Yoksa devletin tepesine çıkınca, bazı gerçekleri daha iyi gördüğü için mi?

Önemli olan sonuç!

Ecevit ismi bir efsaneydi.

Çağdaşlığıyla… Tutarlı kafa yapısıyla.. Üstün anlatım gücüyle… Dürüstlüğüyle… Ve özellikle derinliğiyle, bilge kişiliğiyle…

Doğruları savunuyordu.. Sadece kitleleri değil, aydınları da peşinden sürüklüyordu.

İnsanlara saygılıydı. Birikimli, sağlıklı kişileri etrafında toplamaya özen gösteriyordu… Dinliyordu. Yararlanıyordu… Geniş bir kesimin yaratıcı gücünü, gençliğin heyecanını ve kitlelerin desteğini bir araya getirebiliyordu.

Ama bugünkü Ecevit, o Ecevit değil!

Aşırı kuşkucu insanlara güvenmiyor. Parti içi demokrasiye inanmıyor… Ne partisinin kapılarını açıp büyümesine izin veriyor; ne de solda gerçek bir güçbirliğine evet diyor.

Refah’tan kaygılı… Ama o iki yoldan birsini seçmiş olsaydı bugün ülkede solun denetiminde bir iktidar bulunacaktı.

Ecevit niçin değişti?

Artık bu sorunun yanıtının fazla da bir anlamı yok…
Önemli olan, ülkenin gereksinmesinin bu “yeni” Ecevit’e değil, “eski” Ecevit’e olduğu..

Eski Ecevit “yeni” idi, yeni Ecevit ise değil!

Ve Mesut Yılmaz var.. Baykal var.. Çiller var…

Behçet Necatigil “Sisler içinde insanlar, kimi yakınken uzak “demiş… Siyasetin puslu havasında genel başkanlar; kimi yeniyken “eski”…

Ne her eski çirkindir, ne de her yeni güzel!

Ya eskimeyen güzellikler gerekli bize… Ya yenilendikçe güzelleşen eskiler… Ya da eskinin bilgeliğini içeren yeniler…

Bugünü anlamamıza ve daha iyi bir gelecek kurmamıza yardım etmeyen bir tarih, sadece masaldır. Masal dünyası ise çocuklar içindir… Masalların ışıltılarında değil, yarınların kararması kaygısı içinde olan bir Türkiye’de yaşıyoruz.

Ve de eskinin yanlışlarını anlamış, yeninin yanlışlarına karşı savaşan, gerçekçi önderler istiyoruz… İster yenilenmiş bir eski olsun, isterse eskimeyen bir
yeni!..

Eskiliği yıllar belirlemez; değişen koşullara ayak uydurup uyduramama belirler!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: