Yazı Hakkında

Başlık:Fenerbahçe’nin Halleri…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:07 Nisan 1996, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Fenerbahçe’nin Halleri…

Fenerbahçe’nin altı yıl önceki son şampiyonluğunu anımsarsınız.

Lig şampiyonluğu kesinleşmiş, ama kupa finali henüz oynanmamıştı. Sazlı sözlü, sabahlara dek süren eğlenceler düzenlendi. Ve Fenerbahçe, finalin son maçında Beşiktaş’a 2-1 yenilerek, çok önemli bir kupadan oldu.

Hadi o zaman, kazanılmış bir şampiyonluğun kutlanmasıydı söz konusu olan. Hata kutlamayı erken yapmaktan ibaretti…

Oyuncular gevşemiş, fazla bir güven duygusu içine girmişlerdi… Ya da gözlerinde “kupa şampiyonluğu”nun önemi azalmıştı.

Ama ortada -hiç değilse- kazanılmış koskoca bir lig şampiyonluğu vardı.

Peki şimdi ne var?

Beşiktaş’ı yenmekle iş bitiyor muydu? Galatasaraylı, Trabzonsporlu tam dokuz maç “formalite” haline mi geliyordu?

★★★

Hıncal Uluç, Fenerbahçe için “dönüm noktası” olan Galatasaray maçından sonra, bir “teşekkür” yazısı yazmıştı.

Bir Galatasaraylı olarak, Selim Soydan’a ve Sarı-Lacivertli bazı yöneticilere teşekkür ediyordu. Onların alaylı, kışkırtıcı konuşmaları olmasa, Galatasaray’ın o maçı kazanmasının çok zor olduğu kanısındaydı.

Ve haklıydı!

Bir yandan, “yanlı basın” Fenerbahçe’yi peşin galip olarak ilân etti. Öte yandan, Fenerbahçe’nin çok konuşmayı seven bazı yöneticileri, rakibi aşağılayan demeçleri patlatmayı marifet saydılar.

TV kameraları karşısına geçtiklerinde, kendilerinden geçtiler.

Benim gibi çok sayıda Fenerbahçeli bile, o yılışık görüntülerden rahatsız oldu.

Ve rakip o maçı bir “haysiyet savaşı” gibi görürken, Sarı-Lacivertli oyuncular da “çantada keklik” gibi görmeye başladılar… Yenilgi bir anlamda kaçınılmazlaştı!

★★★

Kaliteli yabancı oyuncular… Genç ve yetenekli yerli transferler… Bir maçın sonucunu tek başlarına etkileyebilecek çapta yıldızlar… Oğuz gibi, futboluyla da kişiliğiyle de “kusursuz” bir kaptan..

Ve dünyaca ünlü, iyi bir teknik adam…

Fenerbahçe, bu futbol mevsimine çok iyi bir malzeme ile başladı. Çok başarılı sayılabilecek bir çizgi izledi. Ama sağduyu yoksunluğu ve basında kendinden
söz ettirme merakından, bir çuval inciri berbat etme noktasına gelindi.

Basketbolda ise durum tersine.

İki “süper “Amerikalı ve bir İbrahim ile şampiyon olunabileceği gibi, bir yanlış hesapla yola çıkıldı. Koraç Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselme gibi, “inanılmaz” bir başarıya ulaşıldı.

Ama o “üçlü”den birisinin bile devre dışı kalması durumunda, “büyük maç” kazanmanın şansa bağlı olacağı açıktı.

Commegs sakatlandı. Meysu’dan fark yendi.. Turner sakatlandı, kupaya çeyrek finalde veda edildi… Fenerbahçe basketbol takımından bundan fazlasını
beklemek haksızlıktır.

★★★

Futbolda ne yapmalı?

Sarı-Lacivertlilerin futbol yönetimi susmayı öğrenmeli… Yenince rakipleri, yenilince de kendi futbolcuları hakkında “uluorta” konuşmamayı öğrenmeli!

Alaturka eğlenme merakına, kulüp yöneticiliğini alet etmemeyi öğrenmeli!

Altyapıdan, oyuncu ve antrenör seçimine kadar; yapılmış olumlu şeylerle kazanılmış artıları, gösteriş merakı ile eksilere çevirmemeyi öğrenmeli… Bir Süleyman Seba’dan örnek almayı öğrenmeli!

Basketbolda ne yapmalı?

1907 Derneği, bir tek Harun‘un eklenmesiyle, geçen yılki Fenerbahçe’nin şampiyon olmuş olacağını unutmamalı. Üç yıldızla büyük takım kurulamayacağını unutmamalı!

Milli takıma sadece tek bir oyuncu vermekten dolayı üzülmeli!

Mirsad gibi, Hüseyin Beşok gibi, geleceğin yıldızlarını renklerine bağlayamadığı için; Faruk Beşok gibi bir genci bile kendi eliyle dışarıya ittiği için dövünmeli!

Ve geçmiş hataların telafisi için, şimdiden kolları sıvamalı!

Büyük hedeflere küçük adamlarla varılamaz…

Yöneticisi ile… Oyuncusu ile.. Çalıştırıcısı ile…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: