Yazı Hakkında

Başlık:Frankenstein!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:06 Şubat 1998, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Frankenstein!

“Frankenstein” filmi yılların ötesinde kaldı. Ama
filmin kahramanı simge oldu, ölümsüzleşti. Çünkü
Frankenstein ‘ın diğer canavarlardan önemli bir farkı vardı.

Doğal olmayan, insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı bir canavardı.

Tıpkı Susurluk çetesi gibi… Ya da gücünü devletten alan başka çeteler gibi…

***

Türkiye’de devlet, canavarını kendi eliyle yarattı.

Doğum tarihi de belli… Ne Ecevit’in öne sürdüğü gibi Körfez Savaşı ne de İlhan Selçuk’un geçenlerde yazdığı gibi 1968 öğrenci olayları.

Gebelik ünlü “komando kampları” ile başladı.

Demirel’in başbakanlığı döneminde.. Faruk Sürkan’ın İçişleri Bakanlığı’nın gözetiminde..

İyi niyetli, saf, yurt sevgisi dolu “ülkücü ” gençler
toplandı. Kamplarda askeri eğitim gördü..

Solcuların düşman olduklarını, hain olduklarını öğrendi. Vücut vücuda savaşı öğrendi. Kitle gösterilerini dağıtmayı öğrendi. Silah kullanmayı, “emre itaati” öğrendi..

Devletin gözleri önünde!

Ve ilk saldırılar bir sonbahar günü Kızılay’da başladı. Kendi çıkardıkları bir “sol eğilimli” dergiyi satmaya çalışan Mülkiyeli öğrencilere karşı.

Dövdüler, ellerindekini alıp yırttılar.. Polis, “işbittikten” sonra gönderildi.

***

Bu, “orta sağ” iktidarların damgasını vurduğu bir devletin formülüydü.. Solu sindirmek için bulunan “dahiyane” bir formül(!)

Artık “ülkücü komandolar devletin çetesi gibi çalışıyordu.

Sopalı saldırılar giderek yerini silahlı saldırılara bıraktı. Katili bulunamayan “siyasal” cinayetler çoğaldıkça çoğaldı. Sıra Abdi İpekçi’lere, Prof. Gavit Orhan Tütengil’lere, Bedrettin Cömertlere geldi.

Tüm Frankenstein’ların doğum yeri de o “komando kampları” idi.

M.Ali Ağca’ların da… Ankara’daki Bahçelievler’de
yedi genci “komando teli” ile boğup öldüren Çatlı’ ların da..

Eğer İpekçi öldürüldüğünde CHP iktidarda olmasaydı, Ağca yakalanabilir miydi? Eğer -“çete” daha o zamandan oluşmamış olsa. Ağca koca bir askeri birliğin ortasındaki bir hapishaneden kaçırılabilir miydi?

Yağdan kıl çeker gibi. Kapağı yurtdışına atabilir miydi?

***

1968 öğrenci olayları, suçluların devletle bütünleşmesinde önemli bir adımı oluşturdu. ASALA ile savaş, çeteye fırsat yarattı. Körfez Savaşı ise, önünü tamamen açtı.

İdeolojik amacın yanına parasal amaç eklendi.
İlgi alanı genişledi. Çete mafyalaştı.

Askerlerin, “ırkçı-milliyetçi mafya “yı, çok önemli bir tehlike olarak “MGK siyasi belgesi”ne ekletmeleri boşuna mıdır?.. Şeriatçı tehlikenin ve etnik
terörün hemen arkasından!

Asker kökenli Cumhurbaşkanı Sunay, kurtuluşu “ülkücü gençler”de ve imam- hatip okullarında görüyordu. Bu görüş 12 Mart’ta güçlendi. 12 Eylül’de
“Türk- İslam sentezi” adıyla resmi ideoloji oldu.

Askerlerin şimdi takındıktan tavır, bu bakımdan
çok daha anlam ve önem kazanıyor. Frankenstein’ın
yarattığı tehlikenin boyutlarını -tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

***

İhsan Doğramacı bir zamanlar “ülkü ocaktan”
başkanlarını. yabancı dil falan bilmedikleri halde,
alıp asistan yapıyordu. Zorla profesör ve hatta giderek bölüm başkanı yapıyordu… Acaba niçin?

Çanakkale Ünrversitesi’nde rektör yardımcısı ile iki dekan, Atatürk’ün resimlerini indirip, yerine Çatlı’nın resimlerini asıyor… Acaba niçin?

Bir zamanlar Demirel’in, şimdilerde ise Çiller’in
has adamı “komando” sanı ile anılan Ayvaz Gökdemir esip savuruyor. Ağzı köpükler saçarak. Çatlı ve benzerlerine sahip çıkıyor.. Acaba niçin?

MHP’nin “ülkücü” gençleri her yerde tekbir getiriyorlar. Ve Susurluk dosyasını açan Başbakan Mesut Yılmaz’a ateş püskürüyorlar… Acaba niçin?

Ve de… Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’nun ve hatta Orgeneral Eşref Bitlis’in ölümüne kadar.. her geçen gün kafalardaki soruların yanıtları biraz daha
“çete mi?” oluyor.. Acaba niçin?

Ne dersiniz?.. Acaba niçin?!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: