Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

“Gaz Odaları” Bir Düşmüş Meğer!..

Yazı Hakkında

Başlık:“Gaz Odaları” Bir Düşmüş Meğer!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4,17)
Tarih:27 Aralık 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Gaz Odaları” Bir Düşmüş Meğer!..

Bir buçuk milyon insanın öldürüldüğü, derilerinden abajurlar yapıldığı, saçlarından battaniyeler dokunduğu, kemiklerinden fosfor elde edildiği, bedenlerinin geri kalanlarının da yakıldığı ünlü Ausviç kampını saatler boyu gezerken gördüklerim bir düşmüş meğer(!)..

Polonyalılar İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir edilen ülkelerini bir yana bırakmışlar. Bütün güçleriyle, hangi “marazi” kafadan çıktığı bilinmeyen “düş ürünü” bir kamp kurmuşlar. “Irksal arındırma” yalanına dayalı öyküler uydurmuşlar. Yahudilerin de yardımı ile milyonlarca isim ve adres icat etmiş, o insanların öldürüldüğüne tüm dünyayı inandırmışlar…

Herhalde Polonya’ya turist çekmek için olacak.

Ve ne gariptir, aynı anda aynı düşünce ile Avrupa’nın birçok yerlerinde Ausviç benzeri “vahşet kampları” kurulmuş.

Savaş sonrası ekonomik çöküntü içindeki Avrupa’da inanılmaz büyüklükteki bir turistik yatırım zinciri…

Kim söylüyor, Nazilerin savaş sırasında 6.5 milyon insanı gaz odalarında öldürdüklerinin yalan olduğunu?

Önce TV’deki “kırmızı koltuk”ta oturarak belirli bir köktendinci kafa yapısını sergileyen, kara çarşaflı bir bayan. Bir gün sonra da, gene TV’de, bu kez Ali Kırca’nın programında konuşan, Batı’daki yeni-Nazilerin önderi durumundaki kişi (Hani şu, Türkleri ve tüm Müslümanları Avrupa’dan kovmak gerektiğini savunanların,
Bosna-Hersek’teki “etnik arındırma”yı coşku ile alkışlayanların sözcüsü!..).

Fransızlarda bir söz vardır; “Benzeyenler buluşurlar” derler.

İletişim teknolojisindeki gelişme, aynı yerde buluşamayanları bazen aynı ekranda buluşturuyor..

★★★

Çağımızın ünlü düşünürlerinden Roger Garaudy, Müslümanlığı kabul ettikten sonra Türkiye’ye gelmişti. Beş saati aşkın bir süre beraber olup tartışma fırsatı bulmuştum.

İlginç bir çizgisi vardı. Önce Hıristiyan gençlik örgütlerinde etkin görev almıştı. Sonra Fransız Komünist Partisi’nin bir numaralı ideologu olmuştu. Ve derken Müslümanlığı seçmişti.

Çelişki yok muydu?

“Hayır” diyordu Garaudy. Ona göre, İslam’daki kuralları ikiye ayırmak gerekirdi. Birinci bölümde, dinin özünü oluşturan kurallar vardı. Kendisi de o “öz”ü benimsiyor ve düşünce çizgisinin olgunluk aşamasına yerleştiriyordu.

İkinci bölümde ise, o “öz”den hareketle, bin dört yüz yıl öncesinin sorunlarına çözüm getiren kurallar bulunuyordu. Bu kurallar, o koşullar içinde değerlendirildiğinde “dahiyane” idi. Ama aynı kuralları bugünün koşulları içinde geçerli saymak, İslamın özüne aykırıydı…

Geçenlerde İstanbul’da yapılan bir toplantıda, Sudanlı din bilgini Prof. Abdullahi Ahmed An-Naim de Garaudy ile hemen hemen aynı şeyleri savundu. Mekke’de inen ayetlerin “ahlak, adalet gibi genel kavramları içerdiğini, düşünce özgürlüğü ve dinde zorlama olmaması gerektiğini buyurduğunu” söyledi. Oysa Medine’de Müslümanların kendi devletlerini kurma aşaması başlamıştı. Kadının ikinci sınıflığı, Müslüman olmayanlara eşit haklar verilmemesi, din için gerektiğinde öldürmek o dönemin kurallarıydı.

“Şeriat” Medine’deki kuralları içermiş, onunla çelişen Mekke ayetlerini “geçersiz” saymıştı. Oysa o hükümler “ebedi” değil, tarihsel koşulların ürünüydü. Öyleyse, şimdi yapılması gereken bunun tam tersi idi!..

★★★

İnançlı bir İslam bilgini olan An-Naim bu düşüncelerini kendi ülkesinde savunabiliyor mu?
Hayır! (Bırakın savunmayı, kendi ülkesinde yaşayamıyor bile!..)
İslam’ı 60 yaşından sonra ve büyük bir düşünce birikimine sahip iken seçmiş olan Garaudy, acaba yukarıdaki düşüncelerini bugünün İran’ında ya da Suudi Arabistan’da sergileyebilir mi?
Hayır!
Bu iki “inançlı” Müslüman da, kendi inançlarını, ancak Türkiye gibi laik bir Müslüman ülkede tartışabiliyorlar.
Ve TV’deki kara çarşaflı bayan, Allah ile kul arasına hiç kimsenin giremeyeceği bir din adına, kendisi gibi düşünmeyenleri, Türk halkının büyük çoğunluğunu Müslüman saymıyor.
Tıpkı gaz odalarında öldürülen milyonlarca Yahudiyi de insan saymadığı ya da sadece Nazilerin sözünü “güvenilir” saydığı gibi..

Dine saygılı olmak başka, kendi dar görüşleri dışındakileri dinsiz sayanlara saygılı olmak başkadır.
Saygısıza saygı duymak ise öyle zordur ki!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: