Ahmet Taner Kışlalı Yazıları Cumhuriyet Gazetesi Haftaya Bakış Köşe Yazıları

Geciken Adalet, Güçsüzleşen Hükümet…

Yazı Hakkında

Başlık:Geciken Adalet, Güçsüzleşen Hükümet…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:11 Temmuz 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI
Geciken Adalet, Güçsüzleşen Hükümet..

Çarşamba günkü yazımdaki düşünceleri paylaştıklarını söylemek için telefon edenlerden birisi de İstanbul Mülkiyeliler Birliği Başkanı Sayın Hüseyin Ergün’dü ‘Sivas Vahşeti’nin sorumlularını üçe ayırıyordu: ‘Cezai’ sorumlular, ‘manevi’ sorumlular ve ‘siyasi’ sorumlular.

Bu sınıflandırmaya bir dördüncü kesimi daha eklemek gereğini duyuyorum: ‘İdari’ sorumlular…

‘Mânevi’ sorumluların cezasın ‘kamu vicdanı’ verir.

Ama diğer üç kesimdeki sorumlular ’suçlu’dur. Cezalarının verilmesi geciktikçe ‘adalet duygusu’ sarsılır. ‘Otorite boşluğu’ doğar.

Hükümet güçsüzleşir.

Onun bu durumundan yararlanmak isteyen iç ve dış düşmanlar artar. ‘Güvenlik sorunu’nun çözümü zorlaşır.

***

‘Vahşet’in ‘idari’ sorumluları daha ilk günde belliydi.

Vali -ürkek ve kararsız kalarak- kalabalığı daha 300-500 kişiyken dağıttırmadığı, olayların tırmanışına ‘göz yumduğu’ için suçludur. (Olayların filmini izleyenler gördüler: Polis -yürüyüş halindeki- kalabalığı dağıtmıyor, adeta ‘eşlik’ ediyordu. Sanki saldırganlara dışarıdan saldırı olursa korumak istermiş gibi.. Böyle davranması için emri acaba kimden almıştı?)

Belediye Başkanı, köktendinci eğilimleriyle, ‘fanatizm’ ortamına ‘etkili katkı’ yaptığı için suçludur..

‘Bakan'(!) deneyimsiz ve ‘şaşkın’ ise Başbakan’ın şu talimatı vermesi gerekirdi:

– Birinci derece idari sorumlularla ilgili raporu 24 saat içinde istiyorum!

Ve Vali ile Belediye Başkanı, 24 saatin sonunda görevden alınmalıydı!..

***

Sivas’ta olanlar ünlü ‘Menemen Olayı’ndan çok daha ‘vahim’dir. Çünkü 70 yıl sonra olmuştur… Çünkü ‘devletin gözü önünde’ ve ‘ağır ağır’ olmuştur…

‘Laik ve demokratik’ devlet düzenini, ‘örgütlü’ bir biçimde yıkmaya yöneliktir. ‘Devlete karşı’ bir suçtur.

‘Cezai sorumlu’ların saplanmasını üstlenmeyecekse, devlet güvenlik mahkemeleri niçin kuruldu? Sadece ‘sol’ hareketleri ‘ezmek’ için mi?

‘Katil’lerin ve ‘destekçi’lerin bir an önce yargı önüne çıkarılması için devlet, tüm olanaklarını harekete geçirmelidir.

1979 ‘Maraş Katliamı’nın ‘gerçek’ suçluları bulundu mu? Kışkırtıcıları kimlerdi? Ne ceza aldılar?

Eğer bu soruların yanıtlarını kamuoyunun büyük çoğunluğu bilmiyorsa; ‘Sivas Katliamı’nın benzinini -12 Eylül yönetimi dahil- geçmiş siyasal iktidarlar sağlamış sayılırlar!

Vahşetin ‘siyasal sorumluları’ ise üçtür:

Bakan, saldırganların ‘hemen’ dağıtılması için gereken ‘emir’leri vermediği tersine saldırganlara ‘ödün’ verdiği için suçludur. Saldırıyı neredeyse ‘haklı’ göstermeye çalıştığı için suçludur…

Başbakan Türkiye’nin böylesine bunalımlı bir döneminde, bu derecede önemli bir göreve ‘deneyimsiz’ bir ismi, -sırf kendini desteklemiş olduğu için- getirmekle suç işlemiştir…

Olayın ‘üçüncü suçluları’ ise Menderes’ten Demirel’e ve bazı askeri yönetimlere kadar tüm geçmiş ‘sağcı’ iktidarlardır. Kendi ‘kısa vadeli’ çıkarları için laiklikten sürekli ödün verdikleri; devlet eliyle, ‘laik devlete düşman’ bir toplum kesimi oluşmasına ‘hizmet’ ettikleri için suçludurlar…

Üçüncü ‘baş suçlu’ bugün Çankaya’dadır.

Laiklik ve dolayısıyla demokrasi düşmanı birikime geçmişte yaptığı ‘katkı’larla yetinmemiştir. Sivas’ta ‘olanları’ dakika dakika izleyerek güvenlik güçlerinin halka(!) karşı ‘güç’ kullanmasını engellemiştir. Bir avuç gözü donmuş saldırganı halk olarak nitelendirerek halka ve -özellikle de- Sivas halkına ‘hakaret’ etmiştir…

***

Başbakan’ın ve Çankaya’daki zatın istifalarını istemek, bugünkü ortamda elbette ki yanlış olur. ‘Otorite boşluğu’ genişler. Çözüm zorlaşır.

Ama İçişleri Bakanı’nın istifada gecikmesi ya da -Başbakan tarafından- istifaya zorlanmaması, en hafif deyim ile bir ‘siyasal sağduyu’ eksikliğidir!

Yeni bir kitle olayında, vahşi emniyet müdürü, kamuoyu, bu bakana güven duyabilecek midir?

‘O’nun karşılığında Kültür Bakanı’nın istifasını istemek ise DYP açısından tam bir ‘şaşkınlık’ ve ‘perişanlık’ göstergesidir…

Adalet sadece ‘kamu vicdanı’nı rahatlatmaz, aynı zamanda da benzer suçların işlenmesini ‘caydırır’, zorlaştırır.

Geciken adalet adaletsizliktir!

Geciken adalet, kitleleri ‘adaleti bizzat sağlamaya’ yöneltir!

Hükümet güçsüz olduğu için adalet gecikmiyor: adalet geciktiği ölçüde hükümet güç yitiriyor.

Ve onunla birlikte ‘demokrasi’ güç yitiriyor!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: