Yazı Hakkında

Başlık:Geçmişi Takmayanlar!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih: 20 Temmuz 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Geçmişi Takmayanlar!..

Yıl 1968… Yer, Paris’in ünlü Sorbon Üniversitesi.. Tıklım tıklım dolu büyük bir amfi.. Ve konuşmacı olarak Jean-Paul Sartre.

Ünlü düşünürün, büyük tezahürat arasında sözlerine başlayacakken birden arkasındaki kara tahtadaki iri harflerle yazılmış tümceye takılır gözü:

“Sartre, biz geçmişi bilmek değil geleceği kurmak istiyoruz; kısa konuş!”

Öğrenci ayaklanması, peşinden 9.5 milyon Fransız işçisinin ‘genel grev’ini getirmiştir, iktidar şaşkınlık içindedir. Herkes bir ‘devrim’ beklemektedir.

Nobel ödülünü reddetmiş tek yazar olan Sartre güler ve şöyle der

“Geçmişi bilmeyenler geleceği kuramazlar!”

★★★

Bu olayı niçin mi anımsadım?

Yeni Demokrasi Hareketi’nin önderi Sayın Cem Boyner, “1923 beni ilgilendirmiyor, geçmişi boşverelim!” demiş de onun için!

Tıpkı SHP’nin son genel başkan adaylarından birisinin, “1923’ü yapanlar 1823’e mi bakıyorlardı ki, biz şimdi 1923’e bakalım!” demesi gibi.. Tıpkı bir diğer adayında
“Geçmişe bakarak gelecek kurulamaz!” diye buyurması gibi..

Atatürk yüzlerce cilt tarih kitabı okumuştu. ‘Kültür’ sözcüğünün, Çağataycadaki “kiltur”dan gelme olasılığını yakalayacak kadar gerilere gitmişti.

Ama şimdiki ‘deha’ların yanında, Atatürk’ün ya da Sartre’nin lafı mı olur? Geçmişi ‘sıfırlarsın’ olur biter!

Sıfır kilometrede araba gibi.

Bas gaza yeni ufuklara.

Nasıl olsa arkanda ‘para’ desteği var. Para desteği olunca süslü basının desteği zaten hazır. Özal’ın rahmetli olmasından sonra şaşkın ördeğe dönen ‘numaracı cumhuriyetçiler’ ise zaten yeni bir kâbe arıyorlar.

‘Hırs artı trilyon’ , güzel bir bayanı başbakan yaptı.. Yakışıklı bir beyi niçin yapmasın?

‘Hırs eksi para’ solda da particikleri ‘vezir’ yerine ‘rezil’ etmiyor mu?

“Para kimde ise iman da andadır” lafını geçmiş büyüklerimiz boşuna mı söylemişler?

★★★

Fizikteki gibi, toplumda da boştuk olmaz. Boşluk varsa şu ya da bu biçimde dolar.

Siyasal yelpazenin sağ kanadında, gerçekten laik ve demokrat bir parti yok . Tam tersine, şeriatçı’ları devlet eliyle güçlendiren, giderek devleti onlara teslim eden iki
parti var.

Oradaki boşluğu doldurma çabası, solun asıl işlevini yerine getirmesini zorlaştırıyor Laiklik ve demokrasi savaşımı öne çıkarken düzenin muhalefeti olmadaki boşluk RP’nin işine yarıyor.

Boyner hareketi, sağdaki bu boşluğu doldurursa, demokrasiye de ‘sol’a da hizmet etmiş olur.

Ama doldurabilir mi?

RP’ye militan yetiştiren eğitim kurumlarına dur diyebilecek mi? Laik-demokralik devlet düşmanlarının devletteki kilit noktalarında bulunmaları na açıkça karşı çıkabilecek mi?

Çok kuşkulu.

Sayın Boyner bu yönde en ufak bir işaret bile vermiyor.

Peki Sayın Çiller ve Sayın Yılmaz‘dan farkı nedir?

‘Son 4 yılda piyasaya sürülen’ liderler defolu imiş, kendisi ise ‘defosuz’… Çiller’in Türkçesi bozuk. Yılmaz fazla ağır konuşuyor, kendisi ise düzgün ve tempolu.

Osmanlı Bankası farkı mı?

★★★

Taraftarlarınca ‘1 numaralı Türk’ ilan edilen Sayın Boyner’i yeni bir parti kurmaya iten etken nedir?

ANAP’ın ve DYP’nin yapısal bozukluğu mu? İdeolojik bozukluğu mu?

Bu soruların yanıtlarım açıklıkla veremiyorsa: hareketi Türk demokrasisine değil, olsa olsa RP’ye hizmet etmiş olur RP karşıtı oyları biraz daha bölmekten öte bir
anlam taşımaz..

Gerek etrafındaki ‘numaracı cumhuriyetçi’lerden gerekse “Biz rahmetli Özal’ı anlayamadık” diye dövünmesinden, aslında Özal’ın veliaht adayı ile karşı karşıya
bulunduğumuz gibi bir duyguya kapılıyoruz.

Öyleyse niçin ANAP değil de yeni bir parti?

Yoksa amacı, birer ‘kışkırtıcı ajan’ gibi soldaki partilerdeki varlıklarını korumaya çalışan numaracı cumhuriyetçileri yanına çekerek solu onlardan kurtarmak mı?

Eğer öyle ise sağolsun!.. Sağolsun da acaba bu kadar zahmete değer mi?..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: