Yazı Hakkında

Başlık:Gençlik ve Siyaset
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih: 05 Mayıs 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ
AHMET TANER KIŞLALI
Gençlik ve Siyaset
Sol partiler, gençlerin siyasete ilgisizliğinden yakınıyorlar.
Gençler için düzenlenen toplantılarda, neredeyse genç yok.
Bu aslında bütün siyasal partiler için geçerli. Ama sol partiler için gençliğin özel bir anlamı var. Gençliğe “umut ve heyecan” veremeyen sol parti başarıya ulaşamaz.
Çünkü “sol” demek, “düzende değişiklik” demektir.
Değişikliğin en doğal yandaşı ise gençlerdir.
Gençleri yanlarına alamayan, onların coşku ve itici gücünden yararlanamayan sol partiler bunun nedenlerini acaba nerede aramalılar?
İnandırıcı “yapısal değişiklik tasarıları” üretemeyenler, gençliğe “heyecan” veremezler. “Gücü” olmayanlar ise gençliğe “umut” veremezler.
Gençlik eğer siyasete uzak kalıyorsa, bunun üç nedeni olabilir.
Ya sorunu yoktur.. Ya sorunlarının çözümü konusunda umudu yoktur.. Ya da korkmaktadır..
Gençlerin “sorunsuz” olması olanaksız. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir toplumda olmamış bu.
Öyleyse çözüm umudu mu yok; yoksa siyasetten mi korkuyorlar?
12 Eylül öncesine ilişkin anıların canlılığı bir yandan..
12 Eylül düzeninin ve -bu arada- YÖK’ün sistemli baskıları öte yandan.. Gençlerin siyasete “kötü” ve “korkulacak” bir şey gibi bakmalarının sağlandığı bir gerçek.
Ne var ki, sorun bundan ibaret değil. Üstelik de bu “hava” giderek dağılıyor.
Öyleyse sorunun kökenini, onlara “umut” vermeyen partilerde ve genel olarak “siyasal düzen”de aramak daha doğru..
ABD’den Endonezya’ya kadar, hemen tüm ülkeler, 1968’lerin “gençlik bunalımı”nı, gençliğe “demokratik katılım” yollarını açarak aştılar.
Üniversite yönetimine “etkin” katılım.. İç siyasete “etkin” katılım.. Hatta-ABD’de olduğu gibi- dış siyasete “etkin” katılım..
“12 Eylül mantığı” ise toplumdaki bunalımın nedeni olarak “katılım fazlalığı”nı gördü: Sadece gençliğe değil, işçiye de, kamu görevlisine de, meslek gruplarına
da, giderek tüm kitle örgütlerine “katılım yolları”nı tıkamayı “ulusal görev” bildi.
“Devlet işleriyle uğraşmayanlara, kendi işi gücü ile uğraşan sessiz bir yurttaş değil, hiçbir işe yaramayan biri gözüyle bakarız” diyen Perikles’ten 25 yüzyıl sonraki bu “ilkel bakış açısı”; bugün toplumumuzun “ayak bağı” olan anayasanın temeline oturmuştur.
Bundan gençlik de payını “fazlasıyla” almıştır.
Kendine en yakın sorunlardan ülkenin genel sorunlarına kadar, sesini duyurmak, enerjisini kullanmak olanağı kalmayan genç; -toplumdan umudunu yitirdiği için- kendi “başının çaresine” bakmayı, “tek çıkış yolu” saymıştır.
“Kapkaççılığa” ya da “köşe dönmeceye” dayalı bir dünya görüşünün -böyle bir ortamda-hızla yayılmasının hayret edecek bir yanı olabilir mi?
“İdealizm”in gereği “özveri”dir.
Birey ancak kendi mutluluğunu “daha hakça” bir toplumsal düzende aradığında, özveride bulunabilir. Ondan umudunu kestiğinde ise idealizm” biter.
Ve elbette genç, “genç olmaktan çıkmış” olur!..
Karamsar mıyım? Hayır!
Çünkü “korku” da geçicidir; herkesin kendi başının çaresine bakabileceği, “köşeyi dönebileceği” düşü de..
Bu hava dağılıyor ve gençler “yeniden genç olmaya” başlıyorlar.
Sadece kendi öğrencilerimde görmüyorum bunu. Ankara’daki başka üniversitelerin, hatta başka kentlerdeki üniversitelerin gençlerinde görüyorum.
Yeniden düşünüyorlar. Yeniden, kendilerini “toplumlarından sorumlu” hissetmeye başlıyorlar. Yeniden, kendi sorunlarının “toplumsal düzen”den soyutlanarak
çözülemeyeceğini kavrıyorlar..
Marksizmin “sahneden çekilmesi”nin yarattığı boşluğu; kimisi “dinsel” ya da “Turancı” düşünce ile, kimisi “Özalcılık” ile, ama çoğunluğu “Kemalizm” ile doldurmak arayışı içinde.
“Heyecan” ve “umut” arıyorlar.
Bunu onlara veremeyen partiler -ve özellikle de sol partiler-, “suç”u gençlerde değil, kendilerinde aramak durumundalar.
Önce “yürekli ve inançlı” bir biçimde Kemalizme sahip çıksınlar. Sonra, demokratik solculuğun, Kemalizmin günümüz koşullarındaki uzantısı olduğunu anlatsınlar. Sonra da -“demokratik bir yapı” içinde- bir araya gelsinler ve “güç” olsunlar.
Bakın, dağlara taşlara gene “umut” yazılıyor mu!..
Bakın, “sosyal demokrasi” gençlerin omuzlarında -yeniden- siyasal yaşamımıza damgasını vuruyor mu!..
Önce siz “kendinize inanın” ki gençlik de size inansın!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın