Yazı Hakkında

Başlık:Gerçeğin Neresindeyiz?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:19 Kasım 1997, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Gerçeğin Neresindeyiz?

Sen de Kürt kökenli bir Türküm!.. Ve sizin yaklaşımınızı paylaşıyorum.”

Yer Almanya’nın Münster kentiydi. Toplantıyı o bölgenin Çağdaş Yaşamı Destekleme Demeği düzenlemişti. Konu “Atatürk’ün Ulusçuluk Anlayışı ve Güneydoğu Sorunu” idi.

Yukarıdaki tümcelenn sahibi olan genç, sakallıydı.
Atatürk ve Kemalizm ile ilgili kitaptan mı imzalatmak için
kuyruğa girenler arasındaydı.

Münster küçük bir kentti. Kentte oturan Turkierin
sayısı pek fazla değildi. Ve toplantıya gınş -demeğin
masraflarını karşılamak amacıyla- paralıydı.

Ama yaklaşık Peş yüz kişilik bir kalabalık vardı. İçlerinde çok sayıda din görevlisinin de bulunduğu btr
kalabalık… Az rastlanır güneşli bir havada, bir pazar
gününün dört saatini kapalı bir salonda geçiren insanlar…

Olay daha çok taze. Birkaç gün öncesine ait.

ÇYDD’nin Almanya’da giderek daha etkili olmasında Dr. Nuray Örge ile eşi Dr. Çınar Örge’nin büyük
katkılar var. Münster Başkonsolosumuz Güneş Altan
oa son derece bilinçli, birikimle ve etkin.

Sonuç?

Giderek kabuğundan çıkan, bir araya gelen, sorgulayan bir topluluk.

Kürt kökenli olduğunu sandığım bir izleyici parmağını kaktırdı:

– Biraz da Atatürk’ün Kürtiere verdiği sözden, İzmit konuşmasından söz eder misiniz?

Geçenlerde başörtülü bir öğrenci de ders çıkışı
benzer bir soru sormuştu:

– Atatürk Kurtuluş Savaşı öncesinde Kürtiere bağımsızlık vaat ederek desteklen™ almış. Ama savaş
sonrasında bunu unutmuş. Doğru mu?

Doğru değil!

Bir bağımsızlık sözü kesinlikte yok… OsmanlI’nın 1876
Anayasası ndan 1921 Anayasası na aynen aktarılmış
bazı maddeler var. Bunlardan bınsı de bütün bölgeler
için bir tür “yerinden yönetim” öngörüyor. Yani yerel
yönetimlerin yetkilerinin ileri boyutlarda arttınlrrasını…

İzmit’teki basın toplantısında Atatürk’e gelen soru,
bu maddenin Kürtiere uygulanmasıyla ilgili… O da
Kürtlerin yurdun çeşitli yörelerine dağılmış olduklannı
anımsatıyor. Ama maddenin uygulamaya konmasıyla Kürtlerin de aynı haktan yararianacaklannı söylüyor

Ne var ki 1924 Anayasası ile birlikte bu madde de
tarihe kanşıyor.

Genç cumhuriyet, başka bir yönetim anlayışını tercih ediyor.

★★■A

Dikkat ettim… Toplantıya katılanlann en çok ilgilendikleri konuların başında “ulusa! kimlik-alt kimlik” konusu geliyordu.

Atatürk,yirmi etnik kökenden insanı bir “ulusalkimlik” altında buluşturmaya çalışmıştı. Bu aynı zamanda, aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir “biz” duygusunun, bir dayanışma duygusunun
yaratılması demekti

Ve o olmadan da çağdaşlaşma olamazdı.

“Ulusalkimlik’1 örneğin “etnikkimliğin” karşıtı değildi … Etnik kimlikleri de içeren, tüm art kimliklerin bir
tür “sentezi” idi.

Bir karşılaştırmanın izleyiciler açısından çok aydınlatıcı olduğunu -bir kez daha- fark ettim .

Trto Yugoslavya’nın birliğini, etnik farklılıkla™ kurumlaştırıl masına, kültürel özerkliğe bağlamıştı. (Tıpkı bize bugün bazı Batılı çevrelerin ve içimizdeki yeni
mandacıların yaptığı telkinler gibi!)

Atatürk ise Türkiye’nin birliğim, farklılıkla™ değil benzerliklerin kurumsallaştırılmasında aramıştı.

Yugoslavya Trto sonrasında ancak birkaç yıl daya
nabildi. Aynı ırktan gelen insanlar kan gölünde boğuldu… Türkiye ise hâlâ ayakta.. Hem de, yanm yüzyıldır süren, içten ve dıştan tüm yıkma çabalama karşın!

Başka bir gerçek de uyancrydı.

Kuzey İrlanda’daki Katolik- Protestan ayrımının giderek aynmcılığa ve kanlı bir savaşıma dönüşmesinde eğitim de rol oynamıştı… İki tarafın okullarının ve
eğitimlerinin aynlması da..

Üstelik iki taraf da aynı ırktan olduğu ve aynı dili konuştuğu halde!

★ ★★

Dönerken uçakta ünlü CIA uzmanı Graham Fuller ile Henri Barkey’in ortak makalesini -bir kez daha- okudum: “Kürt Sorunu ve Kaçırılan Fırsatlar”.

Meğer Türkiye için en büyük fırsat Turgut Özal’mış.
O 1991’de seçimleri kaybedince, “Türk-Kürt ilişkilerinin olumlu gelişimi de ortadan kalkmış ” (!)

Ne yapmıştı Özal?

İki şey:

Bir… “Federasyonu da tartışalım!’’ demişti. Ve PKK
ile yandaşlarına “Demek ki dayanırsak olabilir” umudunu vermişti.

İki… Bir Mülkiyeli valinin şu sözlerinde yatan gerçeği yaratmıştı:

– Devlet Güneydoğu da sadece gündüzleri var, geceleri yok!

PKK da, 163’ün kaldırılmasıyla önü açılan şeriatçı
güçler de, Özal ile .. yani Özal sayesinde büyüdüler.
Özal gitmese Güneydoğu gidiyordu!

Acaba Amerikalı dostlarımız Özal’ı niçin bu kadar
seviyordu dersiniz?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın