Yazı Hakkında

Başlık:Gezintiler…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:24 Mayıs 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Gezintiler…

Yazacak şey o kadar çok ki!..

Bir fırsatını bulup değerlendirmeyi düşürdüğüm mektuplar biriktikçe birikiyor. Diğer okurlarımla paylaşmak gereğini duyduğum mektuplar bunlar… Kimisinin de bu arada güncelliği azalıyor, ama değeri azalmıyor.

★★★

Dosyadaki ilk mektup, İstanbullu bir okurumdan:

“Unutmayalım ki şeriatçılar da en az bizim kadar iyi niyetti ve insanlara faydalı olarak bu dünyada sakin bir yaşama kavuşturup, inandıkları öbür dünyalarını da kurtarmak için var güçleriyle çalışıyorlar
(tabii öz çıkartan için Dilerek iki yüzlülük yapanlar hariç)… Peki biz ne istiyoruz? Hemen hemen aynı şeyi değil mı? öyleyse anlaşamadığımız nokta neresi?”

Ve Sayın H. Esat Yavuztürk ekliyor:

“İki taraf da yaşamlarını sürdürebilmek için aynı  parayı kullanıyor. Ama biri yazı tarafından bakıyor, diğeri tura tarafından bakıyor. Çevirip de öbür yüzüne bakmaya ya cesaret edemiyorlar ya da şartlanmış olmaları nedeniyle gerek duymuyorlar. Mühim olan ise bu paranın görüntüsü değil, işlevidir.”

Bu satırların özünde “hoşgörü” var, “uzlaşma” var… Yani “demokrasi”de birleşme önerisi var.

Peki, “şeriatçı”lar demokrasiyi kabul ediyorlar mı? Acaba dünyada “şeriat”uygulama iddiasındaki herhangi bir ülkede demokrasi var mı?

“Dindar” ile elbette ki hiçbir sorunumuz yok!

“Dinci “nin amacı ise uzlaşmak değil: demokrasiyi yıkıp kendi devletini kurmaktır! Yani çoğunluk dinine dayalı, bir “azınlık dikta’sını…

★★★

İzmir’den Sayın Recai Şeyhoğlu şöyle diyor.

“Her katliamın, her terör olayının, bu ülke insanının dışında binleri tarafından yaratıldığını düşünecek denli aptal değilim. 37 canı yakanlar Sivaslı Meksikalılar mıydı? Bu olaylar; bal gibi gerici, yobaz, fanatik ve laiklik-cumhuriyet düşmanlarınca düzenlenmiştir.”

Ve ekliyor:

“Suçluyu dışarda aramayalım. Suçlular içimizdedir.”

Doğru da Sayın Şeyhoğlu’nun deyimi ile “maşalar, piyonlar zavallılar” acaba kimler tarafından kullanılıyorlar? Türkiye’nin iç çelişkilerini kendi amaçları için kullanmak isteyen, hiç mi dış güç yok?

Bazı Alman kuruluşları, acaba niçin hem RP’ye hem de PKK ye para yardımı yaparlar? Numaracı cumhuriyetçilerin arkasındaki, büyük “para” ve
“yönlendirme” gücü nereden geliyor? Atatürk ve Kemalizm düşmanlarını, devlette ve basında, köşe başlarına yerleştirenlerin ipleri içerden mi çekiliyor,
dışardan mı?

★ ★★

Bolu’dan Sayın Mustafa Hitit, emekli bir ilköğretim müfettişi.

Eğitim sistemimizi yöneten, ancak eğitim sistemimizden habersiz olan ve hatta öğrencilerin düşüncelerinin bile gerisinde bulunan bir Milli Eğitim Bakanımızın olmasına” üzüldüğünü belirtiyor.

“Ülkemizin temel sorunu para ve mal sorunu değil, insan yetiştirme ve eğitim sorunudur. Öğretmen yetiştiren fakültelere, en düşük puan alan çocuklar yerleştirilmektedir. Yoksul ve dar gelirli ailelerin üstün nitelikli çocuktan, özel okul ve dersanelerin ücretlerini karşılayamadıkları için, yok olup gitmektedir. Bu, ülkemiz için büyük bir kayıptır.”

Köy Enstitüleri kapatılalı yarım yüzyıl oldu. Şimdi o boşluğu dinci demek ve vakıflar dolduruyor.

Yoksul ya da dar gelirli aile çocuklarını onlar kucaklıyorlar. Kendi yurtlarında bir “ön eğitim “den geçiriyorlar. Ve eğitim fakültelerinin “sınıf öğretmenliği” bölümlerine yönlendiriyorlar.

Merkezi İstanbul’da olan Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Oğuz Özerden ile Sayın Halit Kakınç’ın mektubundaki şu satırlara katılmamak olanaklı mı?

Ülkemizde siyasetçilerin iktidar hırsıyla sürdürdüğü dinselleşmiş politikalarla bu politikaların eğitim hayatına yansımaları, günümüzde bürokratik bir
güce dönüşerek toplumsal hayatı tehdit edici boyutlara ulaşmıştır. Sol içerikli düşüncelerin şu ya da bu biçimde ifade edilmesini -devletin geleceğini
tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle- kısıtlamak gereğine inananlar, aynı hassasiyeti islami değerleri toplumsal hayatın her boyutuna hâkim kılmak iste-
yen güçlere karşı göstermemektedirler.”

★★★

Bugün köşemin son konuğu Görele’den.

“Pastacı Şükrü Usta” şöyle diyor:

“Darbeler hariç. 35 yıldır Cumhuriyet okuyorum. Hiç farkına varmadan beni adam etti. Hele 30 yıl önce, Kuran’ın Türkçesini okuduktan sonra kafama
ışık doldu. Ve Atatürk’ün büyüklüğünü, devrimlerinin önemim daha iyi kavradım… İmam-hatip çıkışlı vali, kaymakam, yargıç, savcı, emniyet müdürü, polis, profesör, öğretmen ne kadar varsa, bunları devrimlere zarar vermeyecek yerlere atamanın savaşını veren bir CHP istiyorum.”

Her imam-hatip mezununu aynı kaba koymak yanlış! Ama örneğin yasadışı Kuran kurslarına göz yuman bazı savcıların “imam-hatipli” oldukları da bir gerçek!

Suç o insanlarda değil, devlette!.. “İntihar eden devlet”te!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın