Yazı Hakkında

Başlık:Güçlü Olmak!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:30 Haziran 1993, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Güçlü Olmak!

Olay, İsmet İnönü’nün son başbakanlığı dönemine rastlar.

Paşa, 1950’de cumhurbaşkanı olarak terk ettiği iktidara, 27 Mayıs sonrasının ilk sivil başbakanı olarak dönmüştür. Tarihsel kişiliği, deneyimi ve karizması ile tartışılmaz bir önderdir.

Partisi üzerinde, ordu üzerinde, aydınlar ve gençlik üzerinde, ‘büyük’ etkisi vardır. Hükümette görev vermeyi düşündüğü kişilerle, teker teker konuşur ve şu iki soruyu yöneltir:

– Sizi falanca bakanlık için düşünüyorum; kabul eder misiniz?

– İşte hükümette yer alacak diğer isimler; onlarla birlikte çalışmak ister misiniz?

Bu sadece ‘insana saygı’ya dayalı ‘demokratik’ bir tutum değildir, aynı zamanda -kendine güvene dayanan’güçlü önder’e özgü bir tutumdur.

Topluma güven veren bir tutumdur.

***

Demokraside ‘güç’, uzlaşma ve uzlaştırma becerisi ölçüsünde artar. ‘Dayatılan’ ya da ‘dayatılmak istenen’ güç ise sevimsizleşir, etkisizleşir..

Sayın Çiller, daha ilk adımda bakın neler yaptı:

Hükümette görev vereceği isimlerle önceden görüşmeyeceğini açıkladı, bir.. Hükümetin DYP kanadının hemen tümünü değiştirdi, iki.. TRT Genel Müdürlüğü’ne kimi getirmek istediğini ‘peşinen’ ilan etti, üç..

Demokrasiye değil ancak baskı rejimlerine özgü olan bu ‘dayatma merakı’ acaba Sayın Başbakan’ın kişiliğinden mi kaynaklanıyor, çevresinden mı? Yoksa, bilinçaltındaki ‘güçsüzlük’ duygusunu gizleme gereksinmesinden mi?

‘Üst’ görevlere atanacak ‘devlet memurları’na bile görevi kabul edip etmeyecekleri ‘nezaketen’ sorulur. Milletvekili ‘kapıkulu’ mudur ki, ne görev verilirse verilsin ’emre hazır’ olsun?

Geçmişte, kendilerine önerilen bakanlıkları, “Ben ancak falanca bakanlıkta yararlı olabilirim” diye geri çeviren siyaset adamlarının da bulunduğunu, Sayın Çiller hiç duymamış mı?

“Kendileri ile görüşmeden bakan yapacağım” diye caka sattığı kişilerin ‘onur’larıyla oynadığının farkında değil mi?

“Küçültülmüş adamlarla büyük işler yapılamaz” sözünü kendisine kimse anımsatmıyor mu?

***

Hükümetin DYP kanadındaki hemen tüm bakanları değiştirmenin mantığını da anlamak çok zor.

‘Deneyim’in başarıdaki rolünü bilmek için ‘yönetim bilimi’nin sayfalarını çevirmeye gerek yok. Biraz sağduyu yeterli.

Deneyimli birisini görevden alıp, yerine deneyimsiz birisini getirmenin gerekçeleri bellidir: Kişi ya ‘başarısız’ olduğu için görevden alınır ya da sizin ‘otoritenizi’ kabul etmediği için.

Bunca DYP’li bakanın ‘hepsi’ de başarısız mıydı? Yoksa Sayın Çiller’i ‘küçümsüyor’ muydular?

Sorunun iki yanıtı da ne Başbakan’a ne de partisine ‘onur’ verir!

Peki bu davranış ‘güç’ kazandırmaz da “Ben TRT Genel Müdürlüğü’ne falancayı istiyorum” diye davul zurna ile açıklama yapmak mı Başbakan’ı güçlendirir?

TRT Genel Müdürlüğü için 57 kişi başvurmuş. Radyo ve TV Yüksek Kurulu, bunlar arasından üçünü seçip hükümete önerecek…

Sayın Çiller’in davranışı, hem o 56 adaya hem ‘hükümetin adamı’ olmaması gereken 57. adaya hem Yüksek Kurul’un tüm üyelerine hem de -ve özellikle- yasalara karşı ‘büyük’ bir saygısızlıktır.

Demokrasiye ve ‘hukuk devleti’ne saygısızlıktır!

***

Geçmiş siyaset ve devlet adamlığı deneyimime dayanarak, üç göreve ‘kısa yol’dan gelinmesinin yanlış olacağını hep düşünmüşümdür. Bir büyük partinin genel
sekreterliğine, genel başkanlığına ve başbakanlığa..

Eğer bu görevlere belirli aşamalarda ‘deneyim’ kazanarak adım adım, sindire sindire gelmemişseniz; işiniz ‘çok zor’ demektir.

Hem bazı şeyleri görebilmeniz, bilebilmeniz zordur; hem de o önemli görevlerin ‘ağırlığını’ yeterince duyabilmeniz zordur.

Tansu Hanım, herkesi değiştirerek ‘gücünü kanıtlamak’ sevdasına tutuldu. Erdal Bey ise aynı şeyi değiştirilmesi gerekenleri de değiştirmeyerek yapmak istedi.

Oysa, ancak ‘dengeli’ davranışlar, ‘kendine güven’in ve dolayısıyla da ‘güç’ün göstergesidir.

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: