Yazı Hakkında

Başlık:Güneydoğu Sorunu mu? Kürt Sorunu mu?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.5)
Tarih:01 Aralık 1991, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Güneydoğu Sorunu mu? Kürt Sorunu mu?

Damarlarında belki tek damla Türk kanı taşımayan bir arkadaşım var. Babasından önceki iki kuşak, Osmanlı sarayında önemli görevler almış Arap paşaları. Babası, İstanbul’a gelip sarayda gösteri yapan Alman bale grubundan bir kıza âşık olmuş. Evlenmişler.

Yıl 1964. Rumlar Kıbrıslı Türklerin ellerindeki son mevzileri de alma çabasında. Türk uçakları Rum mevzilerini bombalıyor. Arap baba, Alman anneden doğmuş, İstanbul’da büyümüş olan arkadaşım heyecan ve üzüntü içinde. Radyo ve gazetelerdeki konuyla ilgili haberleri en küçük ayrıntılarına kadar izliyor.

Babası sonunda dayanamayıp soruyor:

— Niçin bu kadar heyecanlısın? Baban Arap, annen ise Alman; Türklerle Rumlar arasındaki bir olay seni niçin ilgilendiriyor?

Arkadaşım bu sözler üzerine irkiliyor. Kendi kendine o ana kadar hiç sormadığı bir sorunun yanıtını aramaya başlıyor:

— Evet, doğru.. Ama ne Araplarla ne de Almanlarla ilgili olaylar beni hiç etkilemiyor ki!..

O arkadaşım, Amerika’ya yerleşmiş tanıdığım genç bir Türk
çiftinin orada doğup büyümüş çocuklarından hiç kuşkusuz
ki çok daha fazla Türk Duygularıyla, düşünceleriyle ve de
davranışlarıyla…

Güneydoğu Anadolu bölgesindeki Kürt kökenli yurttaşlardan daha fazlası İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, Adana’da yaşıyor. Ama onlar devlet açısından bir sorun yaratmıyorlar.
Toplumun diğer kesimleriyle de aralarında bir sorun yok. Tersine, benzer koşulları paylaşanlar arasında ortak noktalar giderek artıyor.

Sorun Güneydoğu Anadolu’da. Yörenin yarı feodal yapısından yaşam düzeyinin geriliğine kadar uzanan koşullarında. Türk toplumunun sorunları, en ağır biçimde orada yaşanıyor. Başka bölgelerde “az gelişmiş” de olsa bir demokrasi var. Oysa o bölgede o da yok.

Güneydoğu dışında yaşayanlar, hangi kökenden olurlarsa olsunlar nasıl aynı koşulları paylaşıyorlarsa Güneydoğu’da yaşayanlar da, Türk, Kürt, Zaza, Süryani, Arap köken farkı olmaksızın benzer koşulları paylaşıyorlar. Ama aralarında önemli bir fark var.

Diğer bölgelerde yaşayan Kürt kökenliler Türkçe biliyorlar.
Oysa Güneydoğu’da yaşayanların hepsi için aynı şeyi söyleşemiyoruz. Türkiye topraklarının üzerinde, ama sanki Türk toplumunun dışında imiş gibi yaşayanlar çok.

Bu, cumhuriyet hükümetlerinin belki de en önemli başarısızlığıdır. Yazımın başında sözünü ettiğim arkadaşım, İstanbul’da değil de Şırnak’ta doğup büyüseydi, acaba bir Türk gibi duyup düşünebilir ve “Türk’üm” diyebilir miydi?

HEP kökenli milletvekilleri SHP’de önemli görevlere geliyorlar. Birisi TBMM Başkanvekili, birisi SHP Grup Başkanvekili oldu. Bazıları da grup yönetim kurulunda yer aldılar.

Madrid’de Filistinliler ılımlı, olumlu, kurallara saygılı davranışlarıyla puan toplarken TBMM’de yemin törenindeki olay,
Güneydoğu sorununa demokratik çözüm yaklaşımı içinde olanları güç duruma sokmaktan öte bir işe yaramamıştı. Ama bir İki HEP kökenli Meclis kürsüsünde yanlış davrandı diye, o grubun tümünü dışlar biçimde davranmak, bir yanlışı başka bir yanlışla tedavi etmeye çalışmak olurdu.

Silah, barışçı-demokratik yollar tıkandıkça meşruluk kazanır. Demokratik temsilcilere güç vermek, silahlı temsilcileri umut olmaktan çıkarır.

Devlet, silahlı mücadele verenleri ezmeye çalışırken demokrasi mücadelesi verenlere destek olmalıdır.

Güneydoğu sorununun etnik nitelikli bir parti yerine bir kitle partisi içinde savunulmasının çok daha doğru olduğunu unutmamalıyız. Üstelik sadece ülkenin bütünlüğü ve demokratik rejim açısından değil, aynı zamanda o bölge insanının yararı açısından da…

İsmail Beşikçi, SBF yıllarından, çalışkan, araştırıcı bir sınıf arkadaşım. Bazılarının sandığının tersine, Kürt kökenli falan da değil.

Erzurum Üniversitesi’nde genç bir asistan iken Doğu Anadolu’nun toplumsal yapısı ve sorunlarına ilgi duydu. Araştırdığı, bulduğu sonuçları ve inandığı doğruları yazdı. Şimdi belki masum sayılabilecek olan düşüncelerinden dolayı üniversiteden atıldı, yıllarca cezaevinde kaldı. Baskı onu katılaştırdı. Katılaştıkça -bana göre- gerçeklerden uzaklaştı. Ama ona hayranlık duyan Kürt kökenli aydınlar da onunla birlikte katılaştılar. Bundan asıl zararlı çıkan, devlet ve toplum oldu.

Oysa baskı yerine hoşgörü ve demokratik tartışma, İsmail Beşikçi’yi ve benzerlerini, ırkçı yorumlarından arındırılmış bir “ulusal bütünlük” anlayışına kazandırabilirdi…

Bir yanda Arap-Alman karışımı İstanbul’lu “Türk” dostum.
Öte yanda eski arkadaşım Beşikçi.. Bu iki insanın öyküsü, toplum olarak yaşadığımız dramı olduğu kadar, o dramdan çıkış yolunu da aydınlatmıyor mu?

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: