Yazı Hakkında

Başlık:Güneydoğu Üzerine Bir İnceleme
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:28 Ağustos 1996, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Güneydoğu Üzerine Bir İnceleme

Doğru bilgi, doğru kararın ön koşuludur.

Önümde Pulat Tacar’ın, Güneydoğu sorununun çözümüne katkı yapmak için hazırladığı bir inceleme duruyor: “Kültürel Haklar, Dünyadaki Uygulamalar ve Türkiye İçin Bir Model Önerisi.”

Kültürel haklar konusunda uluslararası hukuk ne diyor?

Anadilini kullanma konusunda çeşitli ülkelerdeki uygulamalar neler?

Kendine özgü koşullar içinde, Türkiye nasıl bir çözüm oluşturabilir?

Emekli büyükelçi Sayın Tacar, bu soruların yanıtlarını veriyor.

★★★

“Avrupa bölge ve azınlık dilleri sözleşmesi”nin temel ilkeleri kısaca şöyle:

1) Dil farklılığı Avrupa kültür mirasının önemli bir öğesidir.

2) Bir dile saygı göstermek, dil ayrımcılığı politikasının uygulanması anlamına gelmez. Resmi dili öğrenmek zorunludur.

3) Bölgesel ya da azınlık dillerinin korunması ve desteklenmesi. Avrupa devletlerinin ulusal birlikleri ve toprak bütünlükleri çerçevesinde yürütülür.

Türkiye’nin bu ilkelere itiraz etmesi için bir neden var mı?

Bu çerçeve, bu köşede yıllardır savunduğumuz bir çerçeve ile tamamen örtüşüyor: “Tek yurt, tek bayrak, tek resmi dil”

O sınırlar dışına çıkmamak kaydıyla bir çözüm arayışına hangi sağduyulu, düşüncesini satmamış yurttaş hayır diyebilir?

Üstelik değindiğimiz bu sözleşmenin vurgulamaya özen gösterdiği bir nokta daha var: “Dilsel azınlık” yoktur, dil vardır!”

Peki sözleşmenin temelde sağlamaya çalıştığı nedir?

İsteyenin, ülkesinde konuşulan herhangi bir dili öğrenmesine kolaylık sağlanması.

Üstelik, Avrupa Konseyi’nin “Azınlıkların Korunması Hakkındaki Çerçeve Sözleşme”sinde bir dönemli güvence yer alıyor. Getirilecek çözümler, “bütünleşmeyi sağlama konusundaki genel politikalar
gereği alınan önlemlere” zarar vermemelidir!

Yani?

Önce ulusal bütünleşme, sonra “alt kültür”lere destek!

★★★

“Kültürel haklar” denince her şey “dil” konusu etrafında oluşuyor. Tacar’ın kitabında Brezilya’dan Cezayir’e, Sudan’dan Somali’ye kadar bütün ülkelerdeki uygulamalar teker teker incelenmiş.

Ama bizim için asıl önemli olan “demokratik” sayılan ülkelerde neler yapıldığı.

ABD sürekli dışardan gelen insanların oluşturduğu bir toplum. Bazı bölgelerde, İngilizce bilmeyen çocuklar için “yumuşak geçiş” formülünü uyguluyor. Bu sistemde, önce “azınlık dili” ile eğitim başlıyor, sonra yavaş yavaş İngilizceye geçiliyor.

15 dil konuşulan beş ulustan oluştuğu açıkça kabul edilen İngiltere’de yasalar İngilizcedir. Parlamentoda sadece İngilizce konuşulur. İngilizce tüm eğitim sisteminde zorunlu dildir. Galler dili, Urduca, Hindice, Pastuca ve Pencap dilinde yapılan eğitim
için bir koşul konmuştur; O kadar saat İngilizce öğretmek!

İngiltere’de, Galler bölgesinde eğitim iki dilden yapılır. Bu bölgede haftada 22 saat Galler dilinde, 50 saat ise İngilizce yayın yapan bir TV vardır.

Fransa -izne bağlı olarak- yerel dillerin ana okulu ve ilkokul düzeyinde öğretilmesine olanak tanıyor.
Bu derslerin ancak “seçimlik” olabileceği ilkesini getiriyor. Ve genel çerçeveyi şöyle çiziyor:

“Fransa, toprakları üzerinde, özellikle ırksal, dilsel ve dinsel esaslara dayalı grupların varlığını kabul etmez. Bütün insanlar saygınlık ve hukuk yönünden özgür ve eşit doğarlar. Fransız Anayasası, bir ve bölünmez olan cumhuriyetin tüm vatandaşlarının yasa önünde eşit oldukları ilkesinden esinlenir.”

Korsika’da, günde 40 dakika Korsikaca yayın yapan bir TV kanalı bulunuyor.

17 özerk bölgeden oluşan İspanya bile diğer dillerin kullanımının, resmi dil olan “Kastilyan’ın kullanımına zarar vermemesi” ilkesini getiriyor.

★★★

Pulat Tacar’ın Türkiye için önerdiği çözüm modelinde iki temel öğe var:

1) “Yerel kültürlere, özel ya da devlet TV ve radyosunda gerekli zaman ayrılmalı; bu yayınlarda haberler, aktualite ve kültür programlan bulunmalı.”

2) “Her Türk vatandaşı, talep ettiği takdirde, çocuğunu gönderdiği ve Türkçe dışındaki ana dillerinden birisinin ders olarak okutulduğu okuldaki seçmelik derslerden çocuğunun da yararlanmasını isteyebilmelidir.”

Eğer “denetim altında olsun” endişesi ile bunları devletin yapması isteniyorsa, temel koşul unutulmamalı. Aynı olanağı bütün etnik kesimlere açık tutmak!

Çünkü Sayın Tacar’ın da kitabında aldığı bir düşüncemde ısrar ediyorum:

Demokrasi farklılıkları kabul eder; ama o farklılıkları kurumlaştırarak ayrılık öğesi haline getirmek ne demokrasinin işlevidir, ne de bu toplumda yaşayan insanların yararınadır!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: