Yazı Hakkında

Başlık:Haksızlar mı?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:22 Ağustos 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Haksızlar mı?

O kadar güzel okur mektupları alıyorum ki.. Aynı zamanda hem seviniyor, hem üzülüyorum.

Seviniyorum; çünkü ilgilerini, duyarlılıklarını, kendini toplumundan sorumlu sayma bilincini görüyorum.

Üzülüyorum; çünkü değindikleri gerçekler genellikle üzücü. Bir de o mektuplara köşemde yer verememek üzüyor beni.. Güncel gelişmeler hep öne geçiyor.

★★★

“Yazılarınız beni çok etkiliyor. Her yazınızdan sonra kendimden utanarak bırakıyorum gazeteyi” diyor Sayın Mürivet Turan ve ekliyor:

“Neden mi? Her ne kadar bir genç olarak hiçbir şey yapmıyor değilsem de, yine de yetersiz olduğumu kabul etmem gerek. Uğur Mumcu’ya yakışan bir insan olmak için çok şey yapmalıyım..”

Aslında yapıyor da. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Gençlik Komisyonu’nda çalışıyor. Yurdun dört bir köşesinden 900 Atatürkçü gencin Anıtkabir’de toplanması olayına katkıda bulunanlardan.

“2000’li Yıllarda Gençlik ve Politika Forumu”nu düzenlemişler. Ama oraya
gelen siyasal parti temsilcilerinin, konuyu bambaşka yönlere kaydırmalarından üzüntü duymuşlar.

Mektubunu şu tümcelerle bitirmiş:

“Gençlik uyumuyor. Silkiniyor. Ama daha çok çalışmamız lazım.”

Sayın Turan’ın ‘utanması’ değil, kendinden ‘gurur’ duyması gerekmez mi?!..

★★★

‘Milli ihanet Eğitimi’ başlıklı iki yazım, okurlardan büyük destek görmüştü. Ama bu desteklerden birisinin biçimi farklıydı.

Emekli Avukat Sayın Hüseyin Öktem o günlerin sorumlu bakanı Köksal
Toptan’a -telgrafla- başvurmuştu. Önce ilgili yazımdaki düşünceleri paylaştığını söylüyor, sonra da şöyle diyordu:

“Yazarı ithamında haksız buluyorsanız, savınızı kanıtlamak üzere Ahmet Taner Kışlalı’yı cumhuriyet savcılığına ihbarda bulununuz. Esasen yazar da, böyle değilse mahkemeye veriniz diye erkekçe bir tutum sergiliyor. Cumhuriyet savcılığına şikayetiniz sonucu yazar hakkında açılacak davada sergilenecek kanıt ve sözler, Türkiye’mizin davası olacaktır.”

Ne yazık ki, Sayın Toptan ne suçlamalarımı yanıtlamak ne de yargıya başvurmak yürekliliğini gösterdi.. Ve belki kendi ‘vicdan’ına da veremediği bir hesaptan kurtulmak için, bu kez de ‘hiç sıkılmadan’ başbakanlığa soyundu..

O yazımdan dolayı duygularını bana telgrafla ileten okurlarımdan birisi de
Avukat Sayın Veli Devecioğlu idi. O telgraftaki bir tümce de özellikle anlamlıydı:

“Bu rezil gidişe toplumca karşı koyamazsak, karanlık yarınlar sanıldığından da yakındır!”

Ben umutluyum.. Toplum silkinmeye başladı bile..

★★★

Cumhuriyet okuruna seslenebilmek gerçekten de bir ayrıcalık. Çünkü duyarlı, yürekli bir okur.. Susmayan, sizden de aynı şeyi bekleyen bir okur..

İşte İlköğretim Müfettişi Sayın H. Cemal Aydınlar’ın mektubundan birkaç
tümce:

“Her zaman iyi ve giiçlü olunuz. Siz demokrat ve devrimci neslin tek güvencesisiniz. Eğer siz susarsanız, siz korkarsanız, siz kaçarsanız, davamızın son kalesi de yıkılır..”

Oysa ‘dava’mızın kaleleri o kadar çok ve güçlü ki!..

İzmir’den Sayın Canan Çakıcı da sanki aynı endişeyi bir ölçüde paylaşıyor gibi:

“Sizin gibiler oldukça ‘onlar’ amaçlarına ulaşabilirler mi?.. Sakın susmayın! Sakın susmayalım!”

Benim susmaya niyetim yok.

Zaten insanlar susmaz, ancak susturulur.. Ama bir Mumcu’yu susturmak
isterken, on binlerce Mumcu’nun seslerinin yükseldiğini görmediler mi?!..

★★★

Genç bir meslektaşımız olan Sayın Aşkın Elçi’nin mektubu ise şöyle başlıyor:

“Çok gerilerde kalmış bir duygu olduğunu zannederdim. Kitaplarla tanıştığım ilk yıllarda, bazılarının bitmesini istemez, onları yavaş yavaş, ara vererek okurdum. Aradan uzun yıllar geçti ve Atatürk’e Saldırmanın Dayanamaz
Hafifliği adlı kitabınızı okurken aynı duyguya kapıldığımı hissettim..”

Mutlu oldum.

Benim Atatürk’e, düşüncelerine, yaptıklarına yönelik duyarlığımın, giderek daha çok paylaşıldığını görmenin verdiği bir mutluluk bu..

★★★

Bir de çok yeni bir ‘tepki’..

Avukat Sayın Şahin Mengü, ‘Danışman, Bakan ve Saîd-i Nursı’ başlıklı yazım üzerine bir faks çekmiş. ‘Yanlışlık nerede’ sorusunu yanıtlıyor:

“Yanlışlık, sözde Atatürkçü 3-5 generale verilen dilekçe ile kurulmuş bir siyasi parti ile birleşilmesinde ve bu yolla, generallere bir dilekçe ile temiz aile çocuğu olduğu güvencesini veren birtakım kifayetsiz muhterislerin de daha sonra bakan yapılmasında yatıyor..”

Olanaksızlıklar nedeniyle düşüncelerine yer veremediğini okurlarımın hoş görmesi dileği ile…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın