Yazı Hakkında

Başlık:Hangi Şeriat?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:26 Nisan 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hangi Şeriat?

Ali Bulaç dinci kesimin en tutarlı düşünürlerinden
birisi.

Birlikte katıldığımız bir açıkoturumda, dinleyicilerden çok sert saldırılarla karşılaşmıştı. Saldırılar Leninci çizgi kokuyordu.

Biraz kızgınlıkla şöyle dedi:

-Ben aylarca Marksizm üzerine kitaplar okudum.
Siz İslam üzerine kaç satır okudunuz?

Sayın Bulaç, Marksistlerle tartışırken hazırlıklıydı.
Ama Türkiye’de çok aydın, dincilerle tartışırken hazırlıksız. Ve de zayıf.

İyi tanınmayan rakip, size tatsız “sürpriz”ler hazırlayabilir. Ama sizi iyi incelemişse, ne yapacağınızı, ne söyleyebileceğinizi önceden biliyor demektir.

Din tektir, ama “şeriat” çoktur.

Çünkü Kuran -sanıldığının tersine- bir hukuk kitabı değil, bir ahlak kitabıdır. Çoğu aile hukuku ile ilgili 55 kadar ayetle, yüzlerce yasanın, binlerce maddenin yerini nasıl dolduracaksınız?

Hicret’in ilk yüzyılında niçin yüzün üzerinde “mezhep “doğdu? Fatih Sultan Mehmet’in ünlü “Kanunnamesi”nin, ya da “Kanuni” Sultan Süleyman’ın
yasalarının niçin hiçbir yerinde “şeriat” sözü geçmemiştir?

Osmanlı padişahları niçin hacca gitmemişlerdir?

Osmanlı niçin “zina” eden kadını taşla öldürmemiş,
niçin hırsızın kolunu kesmemiştir? Osmanlı’da niçin
“faiz”in yasaklanması bir yana, yüzde kaç olacağı
hep devlet tarafından belirlenmiştir?

Bugün İslam dünyasında sekiz tane büyük mezhep var:

Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki, Caferi, Zeydi, İsmaili ve Harici.

Hiçbiri diğerinin hukuksal hükümlerini tanımıyor.
Hepsi de kendisininkinin “doğru” olduğunu düşünüyor. Ve bugün, İslam dünyasındaki 52 devletten herhangi birinde “şeriat”ın uygulandığını söylemeye olanak yok!

Peygamber’in yakını olan Hz. Ömer’in bile, Kuran’daki birçok hükmü uygulamadığı yalan mı? Hem de halifeliği döneminde…

Hıristiyanlık da tektir, ama siyasal iktidarla ilişkilerinde üç ayrı “model” yaşamıştır.

Katoliklik -güçlü döneminde- dinin siyasal, iktidara egemenliğinin örneğini oluşturdu. Papa kralları “afaroz” etti. Tüm toplumsal yaşam, kilise kurallarına göre düzenlendi. Kadınlar örtündü, faiz yasaklandı.

Ortodoksluk, siyasal iktidara bağımlı bir kilise anlayışını Bizans’ta somutlaştırdı.

Protestanlık, ulusal kiliseyi ve giderek “laikliği” doğurdu. Yani din ile siyasetin birbirinden ayrılmasını…

Peki aynı “üçlü uygulama” İslamda yok mudur?

Bırakın diğer İslam ülkelerini… ilk iki modeli Osmanlı yaşamadı mı?

Osmanlı’nın yükselme döneminde, dinsel iktidar
tamamen siyasal iktidara bağımlıydı. Şeyhülislamlar
çoğunlukla, devlet işlerinin tartışılmasına bile karıştırılmazdı. Yunanistan’dan heykeller, İtalya’dan ressamlar getirilirdi.

Gerileme başlayınca din de siyasetin önüne geçti.

Ve Mustafa Kemal geldi. İslamda “laik model”i
başlattı…

Tarikat şeyhlerinin ya da İslamcı düşünürlerin tüm
söyleyecekleri, bu gerçeği değiştirebilir mi?

★ ★★

Sayın Bulaç ilkede haklı da uygulamada haksız.

Gerçekten de her aydın, Müslümanlıkla ilgili kitaplar okumalı! Ama hangisini?

Örneğin, Türkçede Gazali’nin tüm kitapları var, ama İbni Rüşt yok. Muhammed Abduh’un çağdaş yorumları yok.

Niçin?

Çünkü Gazali “Ehli Sünnet”in en tutucu yorumcularından.. Oysa İbni Rüşt, Tanrı’ya “akıl”la yaklaşmanın savunucusu. Çünkü Muhammed Abduh ve benzerleri de, Kuran’daki ayetleri üçe ayırıyorlar.
“İnanç” ve “ibadet”e ait olanların değişmeyeceğini,
“muamelat”a ait olanların ise değişebileceğini savunuyorlar.

Zamana ve koşullara bağlı olarak!..

İslamın ilerici yorumlarını Türkçeye çevirten Atatürk’tür; o yorumları neredeyse halktan saklayan da şeriatçılar!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: