Yazı Hakkında

Başlık:Hangi Yaşar Kemal?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Ocak 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hangi Yaşar Kemal?

Attila İlhan, “Hangi” diye başlayan bir dizi kitap yazmıştı.

‘Hangi Batı?.. Hangi Sol?.. Hangi Atatürk?.. Hangi Seks?..’ gibi.

Batı deyip çıkamıyorsunuz işin içinden, Batı’nın güzel yüzü de var, çirkin yüzü de… Solun her türlüsünü aynı kaba koymak olanaklı mı?.. Atatürk’ü herkes aynı mı anlıyor?

Sevgili Yaşar Kemal’in Der Spiegel’deki sözlerini okuyunca, Attila İlhan’ın dizisi çağrıştı kafamda. Şöyle diyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu 29 Ekim 1923 tarihinden bu yana, kendi içindeki insanlara baskı ve vahşet uygulayan bir sistem yarattı. TC, Anadolu halkları üzerinde bir tür tiranlık kurdu…”

Ve kendi kendime sormadan edemedim:

  • Bu tümceler, acaba benim tanıdığım Yaşar Kemal’in mi?

Dönem 12 Eylül,

Yaşar Kemal’e ‘Del Luca’ ödülü verilecek. Paris’te Mitterrand’ın da katılacağı bir tören düzenleniyor. Ama askeri yönetime tepkiden dolayı, Türk Büyükelçisi çağrılı değil.

Yaşar Kemal tepki gösteriyor:

– Yönetimler gelip geçici, devlet ise kalıcıdır. Bütün ülkeler temsil edilirken benim ülkemin temsilcisi çağrılmazsa o törene katılmam!

Çağrı yapılıyor. Büyükelçinin katılmamasının ayıbı da 12
Eylül’ün kara defterine bir sayfa olarak ekleniyor…

Yıl 1992.

Life dergisi, dünyanın ünlü isimlerinden birer yazıyı içeren bir kitap yayımlıyor: ‘More Refterions on the Meaning Of Life’ (Yaşamın Anlamı Üzerine Düşünceler). Her yazarın isminin altında da tek satırlık bir tanıtma yer alıyor. Yaşar Kemal’le ilgili tümce ise şöyle:

“Kürt kökenli, Türkiye’nin en önde gelen romancılarından.”

Yaşar Kemal, Life’ın Türkiye temsilcisi M. Ali Kışlalı’ya
teşekkür ederken ufak bir serzenişte bulunuyor:

– Ne gerek vardı ‘Kürt kökenli’ diye yazmaya?..

Ve birkaç yıl öncesi.

Sayın Yaşar Kemal’le söyleşirken konu dönüp dolaşıp
Mustafa Kemal’e geliyor. Heyecanlanıyor birden.

– Biliyor musunuz diyor, yeterince cesaretim yok. Olsaydı, tıpkı İnce Memed’in destanını yazdığım gibi, Mustafa Kemal’in de destanını yazmak isterdim!..

DerSpiegel’de, Mustafa Kemal dönemini de bir çırpıda
‘vahşet ve tiranlık’ çerçevesine sokan acaba hangi Yaşar
Kemal?

Yukarıdaki Yaşar Kemal mi? Yoksa bir anlık bir duygusallık sonucu, sözlerinin nereye kadar uzayacağını düşünmeden kaleme sarılan bir başka Yaşar Kemal mi?

Le Monde’un başyazısında bile, “Kemalizm, bir etnik
grubun diğer etnik gruplar üzerinde bir baskı aracı değildir. Laik ve cumhuriyetçi bir bütünleşme idealidir” denilirken.. Abidin Dino’nun kemiklerini sızlatacak biçimde, suçlamalarını 1923’e dayandıran satırların yazan, benim tanıdığım Yaşar Kemal olabilir mi?

Pen Yazarlar Derneği Başkanı Sayın Şükran Kurdakul’un şu sözlerini dikkatle okuyun:

“Yaşar Kemal’in yazısını, olayları neden-sonuç ilişkilerinden soyutlayarak değerlendirme ürünü olarak gördüğümü söyleyebilirim. Düne ve bugüne ilişkin yargılarında emperyalizm olgusunu göz ardı etmesini hayretle karşıladım. Bu durum Yaşar’ı, haklılığı doğru savunamayan bir dava vekili düzeyine getirmiş.”

Yakın dostlarından bile, bu sözleri hak etmiş bir Yaşar
Kemal, benim tanıdığım Yaşar Kemal olabilir mi?

Melih Aşık -Milliyet’teki köşesinde- ‘Hangi Cumhuriyet?’ diye soruyor.

Atatürk’ün kurmak istediği, temellerini attığı cumhuriyet
ile bugünkü cumhuriyeti aynı saymanın olanağı var mı? İkisini aynı saymak, ‘cehaletini, gafletini ya da ihanetini’ gösterenlerle Yaşar Kemal’in -kendini yadsımadan- aynı kaba girmesine olanak var mı?

Evet, hangi cumhuriyet?

Ve hangi Yaşar Kemal?

Hak ettiği Nobel Ödülü’nü, ‘Kürtçü’ derneklerin baskısıyla yitirdiğine inansa da… Ben ‘eski Yaşar Kemal’imi istiyorum! ‘

Çünkü ‘gerçek’ ve ‘büyük’ Yaşar Kemal’in, o olduğuna
inanıyorum!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: