Yazı Hakkında

Başlık:Hangisi Doğru?
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:02 Mayıs 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hangisi Doğru?

Bir koru, RP iktidara gelmeden önce tartışılıyordu.
Şimdi bir kez daha tartışılıyor.

RP iktidarda kalmalı mı, gitmeli mi?

Ülkenin “Refah ‘lı” son on ayın, yaşamadan önce iyimserlerin sayısı hiç de az değil şöyle diyorlardı:

– İktıdar olmak, rejimin temellerine karşı olan insanları ve o artrenehlıleştınr. Gerçekerle yüz yüze gelenler ve
halkın çoğunluğunun arkalarına olmadığını bilenler
giderek yumuşarlar. Sivrilikleri törpülenir… Üstelik bu
rejimin onlara iktidar yolunu tıkamamış oluşu, rejimi değiştirme yönündeki eğılımleri de zayıflatır… Eğer RP’ye
yarın iktidar şimdi verilmezse, ilerde tek başına gelir. Ya
oy zoru ile ya da silah zoru ile!..

★★★

Oysa izler o görüşte değildi. Şöyle diyordu:

– Ehlileşmeyecek at yoktur, ama seyisin kendinden
korktuğunu hissettiği halde ehlileşecek at da yoktur.
RP’nin iktidara gelmesi demek, devletteki tahribatın
hızlanması ve toplumdaki gerginliğin artması demek
olacaktır. Devletin içten fethi hızlanacaktır… Diner güçlerin morali yükselecek, olanakları artacaktır. Güçlüye
yöneliş tırmanacaktır.

Ve ehlileştirmenin yolunu açıklıyorduk;

– RP, başta laiklik olmak üzere, demokrasinin temellerini içine sindirinceye kadar iktidardan dışlanmalıdır… Bir zamanlar Avrupa’nın en güçlüleri arasında yer alan komünist partiler, eğer “ebedi muhalefet” olmaya mahkûm edilmeseydiler, acaba ehlileşirler miydi? Halkın en çok üçte bir oyunu toplayabilmiş bir
Mussolini, benzer konumdaki bir Hitler, ülkelerinin ve
dünyanın başına nasıl bela oldular?

İktidar yolu kendilerine kapalı olduğu için mı büyüdüler, yoksa iktidar kendilerine sunulduğu için mi?..

Hele hele “seçimleri kazanmış” bir RP’ye iktidarı
vermemenin “demokratik olmayacağını” savunanlar,
bizleri çıldırtıyordu.

Rejimi değiştireceğim -yanı demokrasiyi yıkacağını açıkça söyleyen bir yüzde 20’lik partiye iktidarı teslim etmek mi demokratikti? Yoksa teslim etmemek mi?

Olanlar oldu. Yaşandı ve görüldü.. Yanılgılar ortaya
çıktı.

Ama gerekçeler değişse de, bazı görüşler değişmedi.

RP iktidarda kalmalıymış ki, giderek sistemle bütünleşsin. RP iktidardan uzaklaştırırsa, daha da katılaşırmış… Eğer sabır gösterilirse -tıpkı Hıristiyan demokrat partiler gibi- Müslüman demokrat bir parti olabilirmiş…

Saflık mı, yoksa hinlik mi? Refah bir zamanlar -adı
MSP iken- “Müslüman demokrat ” bir parti görünümüne bugünkünden çok daha yakındı. Ceza Yasasının ünlü 163. maddesi kalktı, görünümü değişmeye başladı.

Hele hele iktidara geldikten sonra, Humeyni yanlısı
belediye başkanlarını cezaevinde ziyaret edip destek
veren adalet bakanlan dönemi açıldı… Korku kalktıkça perde de kalktı.

Demokrasinin “olmazsa olmaz” koşulları, Refah’ı demokratikleşmeye zorluyordu. Daha doğrusu, demokrasiyi içine sindirmeye zorluyordu.

Zorlama bitti… Refah içindeki ılımlıların etkisi azaldı,
sivriler öne çıktı.

RP artık kitlelere açılarak ılımlaşmıyor.. Kitleleri militanlaştırıyor. Ve kitleleri militanlaştırarak sivrileşiyor.

★★★

Elbette ki hiçbir şey, dışarıdan göründüğü kadar yalın değildir.

Bugün RP içinde “Müslüman demokratlar” da var. Ama giderek umutlarını ve parti içindeki etkilerini yitiriyorlar.

Partileri iktidardan dışlandığı için değil, tera ne-azınlıkta olduğu halde- devlet gemisi ona teslim edildiği için!

Aydın Menderes ve benzerleri gerçekten de “Müslüman demokratlar. Onların güçlenmesi hem RP’yı kurtarır, hem de Türk demokrasisini… Ve o yol, ancak RP’nın iktidardan uzaklaştırması ve diğer partiler tarafından dışlanması ile
açılabilir.

Ne zamana kadar?

Refah, laikliği ve demokrasiyi içine sindirinceye kadar. .. Başka çaresinin olmadığın anlayıncaya kadar!
(Tıpkı başka bazı gerçekleri içine sindirmek zorunda
olduğunu anlayan HADEP gibi!)

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: