Yazı Hakkında

Başlık:Herkes Susarken Konuşmak!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.19)
Tarih: 29 Ocak 1995, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Herkes Susarken Konuşmak!..

Şu sözler her basın kuruluşunun duvarına yazılmalı.
“Çoğulcu bir rejimde kitle iletişim araçları devlet karşısında
özgürdür; ama para karşısında özgür değildir.
Kapitalist iletişim, normal zamanda yurttaşları uyutmak,
galeyan halinde olduklarında da onları kışkırtmak eğilimindedir.
Oysa normal zamanda yurttaşları uyanık tutmak,
kızgınlığa kapıldığında da yatıştırmak gerekir.”
Söz Maurice Duverger’ye ait.
Kitle iletişim araçlarını yönetenler, her sabah güne bu
satırları okuyarak başlamalılar…

★★★

Sevgili Uğur Mumcu düşüncelerini noktalayalı iki yıl
oldu.
İkinci yıldönümünde de çok güzel yazılar yazıldı. Düşündüren
ve duygulandıran yazılar. En güzeli de, Cumhuriyet’in
özel ekiydi.
Mumcu’yla dopdolu birkaç gün, güzel bir şey.
Ama… Acaba o güzelliği bütün bir yıla serpiştirmek
daha yararlı olmaz mı?.. Bir günde on güzel yazı yerine,
her ay birer güzel yazı.
Anımsamak için değil, unutmamak için… Unutturmamak
için!
İlhan Selçuk’un, Mumcu’yu sonsuzluğa yolcu ederken,
Cumhuriyet’in Ankara Bürosu önünde yaptığı konuşmayı
anımsıyorum. O inanılmaz toplumsal duyarlılıktan
O da etkilenmişti. Ama asıl önemli olanın “bu duyarlılığı
sürdürmek” olduğunu vurguladı.
Bir mum söndürülmek istendi. Tersine, büyük bir “meşale”
yandı.
Her 24 Ocak’ı özel bir anlam ve önemle değerlendirmek
elbette ki toplumsal bir görev. Ama o alevi canlı tutmak
da -en azından- onun kadar gerekli.
Elbette ki, günü geldiğinde herkes sesini yükseltmeli…
Konuşmalı.
Ama bazıları da, konuşma hakkını herkesin sustuğu
ana saklamalı!

★★★

Büyük ve coşkulu kalabalıkları toplamanın iki temel
koşulu vardır.
Gençliğin heyecan verici öncülüğü, bir… Örgütlü ve
paralı destek, iki.
Sevgili Mumcu’yu sonsuzluğa yolcu ederken bunun
ikisi de yoktu. O’nu söndürmek isteyenler, sanki bunu
da hesaplamışlardı. Ankara’daki beş üniversite de yarıyıl
tatilindeydi. Üstelik hava koşulları son derece olumsuzdu.
Karla karışık yağmur… Soğuk… Metro çalışmalarının
çamuru.
Ve “inanılmaz” bir toplumsal duyarlılık yaşandı o gün.
Ankara’da yüzbinler Uğur Mumcu’nun arkasından ayaklarıyla
yürüdüler… Yurdun dörtbir köşesinde de, milyonlarca
insan kafalarıyla…
Yaşlısı, genci… Çocuklarını kucaklarında taşıyan, ya
da ellerinden tutan analar babalar… Kürk mantolusu, yırtık
elbiselisi… Şemsiyelisi, başına gazete kâğıdından külah
yapanı… Çizmelisi, çorapsızı…
Sabahın 9’undan, akşam üstlerine kadar.
Bir ucu Cebeci Mezarlığı’nda, bir ucu Kurtuluş Meydanı’nda…
Niçin? Kimdi Uğur Mumcu?
Bilinçli, inanmış, dürüst, araştırıcı, yürekli, ödün vermeyen
bir Kemalist!

★★★

O gün Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin sayısı 3’tü…
Bugün 103!
O gün Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin üyeleri onlarla
sayılıyordu… Bugün onbinlerle!
O günden bu güne köprülerin altından çok sular aktı.
Kitaplar okunmuyor; ama Atatürk’ü ve Kemalizmi anlatan
kitaplar adeta ezberleniyor… Sol partiler boş salonlarda
toplantılar düzenliyor; ama Atatürk’ün ve Kemalizmin
konuşulduğu salonlar insan almıyor.
O gün karanlığı geri getirmek isteyenler tırmanıyordu.
Şimdi tırmananlar, karanlığı yenmek istenç ve kararlılığında
olanlar.
Uğur Mumcu’nun arkasından ayakları ya da kafalarıyla
yürüyen milyonlarca insanı toplayan Kemalizmin bayrağı
altında… Ve görün, karanlıklar mı daha güçlü, yoksa
aydınlıklar mı!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın