Yazı Hakkında

Başlık:Hıncal’lı Bir Yazı
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih:13 Mart 1994, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hıncal’lı Bir Yazı 

Hıncal Uluç’u bacağından vurmuşlar.

Niçin?

Mafyaya dokunduğu için. Birçok kişinin yazmaya, yüksek sesle eleştirmeye cesaret edemediği bir konunun üzerine gittiği için.

Oysa Hıncal, düşündüğünü yazabildiği için mutlu.
Yazmadan yaşayamayacak, yaşadıkça yazmadan vazgeçemeyecek kadar tutkulu.

Hıncal için “Düşünüyorum, öyleyse varım” sözü pek geçerli değil. O yazdığı için var. Ve var olduğu için de yazıyor.

Haftada ancak iki gün yazdığım için, özel konuların üzerine gitmekten kaçınıyorum. Ama Hıncal benim için özel ise ülke için genel bir konu.

Benim için özel.. Çünkü Hıncal, en eski ve en uzun arkadaşım. Yakın akrabam, ama akrabadan da öte.

Ülke için genel. Çünkü Hıncal, en çok okunan gazeteci-yazarlardan birisi. Üzerine kurşun sıkılmasının nedeni ise toplumun önemli bir sorunu.

Hıncal’la birlikte büyüdük. Birlikte oynadık, birlikte güreştik. Sirano Dö Beljarak’ı birlikte keşfettik.

Gazeteciliğe birlikte başladık. Basket topunun peşinde birlikte koştuk. 27 Mayıs öncesinin gençlik gösterilerine birlikte katıldık. Mekteb-i Mülkiye’yi birlikte bitirdik. Tiyatroyu, operayı birlikte sevdik. Leyla Gencer’i birlikte
alkışladık.

Birlikte Fenerbahçeli idik. Ama o orada beni terk etti, önce Beşiktaşlı, sonra da Galatasaraylı oldu.

Galatasaraylı olduğunu saklamadan, kendisini Beşiktaşlısına da Fenerbahçelisine de okutmasını bildi. Galatasaray’ı yazarken fanatik Galatasaraylıları karşısına almaktan çekinmedi.

Rengini saklamadan yazmanın daha ‘dürüstçe’ olduğunu savundu hep. Bu dürüstlüğünü de dosta düşmana kabul ettirdi. Çünkü ‘Sarı-Kırmızılı Kaşkollu Adam’ hep güzeli arıyordu. Hep çirkine karşıydı. Hep güzel heyecandan yanaydı. Spor onun için bir düşmanlık aracı değil, bir şenlikti.

Bir yandan SBF’li bir yandan gazetecilikte çıraktık.
Başyazarının Cihad Baban Genel Yayın Yönetmeninin
Attan Öymen olduğu Yeni Gün idi okulumuz Hocamız da M. Ali Kışlalı.

Yeni Gün’ün genç spor servisinde kimler yoktu ki!

Öcal Uluç, Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Yaşar
Güngör, Başkurt Okaygün, GünaKay Şibay, Lütfü Aktaş
ve daha niceleri.

Hıncal çırak iken bile iddialıydı. Çırakken bile rahat bir anlatımı vardı. Çırakken bile, sıradan olamayacak kadar farklıydı.

Herkes gibi düşünmek, herkes gibi yazmak, ona göre
değildi.

Ya kızardınız ya severdiniz. Ama Hıncal’ın yazdıkları
karşısında ‘tepkisiz’ kalamazdınız..

Yıllar geçti, ama Hıncal’ın bu özelliği geçmedi.

Atatürk’ü savunurken de coşkuluydu, bir zamanlar
övdüğü Mesut Yılmaz’ın sorumsuzca muhalefetini
eleştirirken de Hatta -herkesin tersine- Park Oteli’nin
gökdeleninin tıraşlanmasına karşı çıkarken de.

 

Hıncal Uluç, sıradışı bir insandır.

Spor sever, müzik sever, tiyatro sever, okumayı sever, sinemayı sever, insanları sever, yaşamı sever..

Sevgisinde de kızgınlığında da kendini dengelemeye çalışmaz. Severken de doya doya sever, kızarken de doya doya kızar.

Trafik kurallarına saygılıdır. Ama aşırı kuralcılıktan da hoşlanmaz. Hıncal Uluç’u bir kalıba sokamazsınız.

Kurşunlar kimi değiştirmiştir ki, Hıncal’ı değiştirsin!

Hıncal’lar değişmemeli, Hıncal’lar çoğalmalı..

Çünkü yaşam Hıncal’larla daha renkli!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: