Yazı Hakkında

Başlık:Hoşgörü Başka, Uzlaşmak Başka!..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:19 Mart 1995 Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hoşgörü Başka, Uzlaşmak Başka!..

12 Eylül öncesindeydi.

Cumhuriyet Senatosunda Kültür Bakanlığı bütçesi tartışılıyordu. Milli Selamet Partili Lütfü Doğan söz aldı.

O da CHP’li Dr. Lütfü Doğan gibi eski bir Diyanet İşleri Başkanı idi. Ama laikliğe ve Atatürk’ün partisinin kültür siyasetine bakış açısı farklıydı . Ne söyleyeceklerini merakla ve biraz da endişe ile bekledim.

Ve konuşmasını bitirip kürsüden inerken kalkıp yanına
gittim. Elini sıkarak teşekkür ettim.

Bu davranışımın nedeni, konuşmasının özü değil biçimiydi.

Düşüncelerini son derece saygılı bir biçimde dile getirmişti. Kışkırtmadan. İçinde bulunduğu çatının saygınlığına gölge düşürmeden…

İki farklı bakış açısının sözcüleriydik. Ama birbirimize
hoşgörü gösteriyorduk

Toktamış Ateş ile Abdurrahman Dilipak‘ın “diyalog,
hoşgörü ve uzlaşma” çağrısı beni mutlu etti.

Sevgili Ateş’in “Uzlaşmak” yazısını herkesin okumasını
dilerdim.

Hoşgörü ile uzlaşma farkını çok iyi anlatıyor. Ve Türkiye’de uzlaşabilmenin üç “önkoşulu”nu çok güzel sıralıyor:
“-Misak-ı Milli sınırlan içinde ülke bütünlüğüne sahip çıkılması;

– İnsan haklarına dayalı demokrasiye inanç ve bağlılık;

– Çağdaş uygarlık düzeyini yakalama konusunda bilime saygı.”

Bu koşulları kabul eden herhangi bir kişiyle uzlaşmaya
yanaşmayacak tek bir Kemalist tanıyor musunuz?

Ama -daha da önemlisi- bu koşullan kabul eden tek bir
“şeriatçı” tanıyor musunuz?

Demokrasiyi gerçekten de istiyorsanız, elbette ki farklı
düşüncelere hoşgörü göstermek zorundasınız. Hoşgörü
“uzlaşma“ya giden yoldur.

Ama hoşgörü uzlaşma değildir!

Demokrasilerde amaç “demokrasinin temelleri” üzerinde uzlaşmaktır. Onun üzerinde de uzlaşamıyorsanız, neyin üzerinde uzlaşacaksınız?

Demokrasiyi yadsıyan bir ideoloji ile diyaloğa elbette ki
girilebilir O diyaloğun vazgeçilmez parçası olan “hoşgörü”, giderek karşınızdakilerin demokrasiye bakış açısını da yumuşatabilir.

Ama karşınızdakiler demokrasiyi içlerine sindirmedikleri sürece “uzlaşma” olmaz; ancak sizin onlara “teslimiyet”iniz olur!.. Ya da onların “sizi kullanmaları” olur!..

★★★

Unutmamalıyız ki, “Yanlış, doğrunun tersi değildir; sadece eksik bir doğrudur!

Bir bilgenin 2 bin 500 yıl önce dediği gibi; “insan her şeyin ölçütüdür.” Yani “doğru” da insandan insana değişir.
Her insanın “kendi doğrusu” vardır.

İşçi ile işverenin “doğru “su aynı mıdır? Öğretmen ile öğrencinin “doğru“su aynı mıdır?

Toplumda herkes aynı koşulları mı paylaşıyor ki herkesin doğrusu “aynı” olsun?

Toplumun tümü sizin gibi mi düşünüyor ki farklıya hoşgörü göstermeden yaşayabilesiniz!.. Hepimiz aynı mıyız ki
“farklı” ile uzlaşma gereği olmadan yaşayabilelim!..

Peki niçin demokrasiyi, uzlaşmanın “Ön koşul”u olarak dayatıyoruz?

Çünkü, demokrasi demek “hoşgörü ve uzlaşma” demektir de onun için! Demokrasinin özünü ve kurallarını yadsıdığınızda, “hoşgörü ve uzlaşma” bir aldatmacaya dönüşür de onun için!..

★★★

Anadolu’nun “büyük” bir şansı var.

Türkler “kadın-erkek eşitliği“ni Orta Asya’dan beraberlerinde getirdiler. Ama Anadolu’nun çok-kültürlü, farklı kökenlerden, farklı dillerden insanların bir arada yaşadıkları ortamında da önemli bir “demokratik öğe” daha buldular:
“Hoşgörü!”

Çünkü hoşgörü “farklıya alışmak“la başlar..

Bakın ne diyor koca Yunus:

“Adımız miskindir bizim

Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız

Kamu âlem birdir bize

Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan

Şer’in evliyasıyla hakikatte asidir. ”

Yunus’ların, Mevlana’ların, Nasrettin Hoca’ların Anadolusu’nda herkese hoşgörü gösterilebilir… Sadece “sevgi”nin yerine “kin”i koymak isteyenlere hoşgörü gösterilemez!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: