Yazı Hakkında

Başlık:Hükümet YÖK ve Doğramacı..
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:03 Mayıs 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hükümet, YÖK ve Doğramacı..

YÖK sisteminde özerkliğin bulunmadığını sananlar aldanıyorlar.

Bu sistem içinde Sayın Doğramacı özerk. Rektörler yarı-özerk. Üniversiteler ise bu feodal sistemin “serf”leri.

Hükümette, bu durumu yakından bilen, bu çağdışı anlayışla savaşmış tam dört tane profesör var. Üstelik birisi, koalisyonun bir kanadının önderi ve başbakan yardımcısı. İki tanesi de YÖK yüzünden üniversiteyi terk etmişler.

YÖK’ten önce üniversitelerimizin eleştirilecek bazı yanları vardı; ama YÖK’ten sonra, eleştirilecek çok yanları var. Eğitimin düzeyi daha da düştü. Üniversitenin bilim üretme niteliği, hemen tamamen yok oldu.

Milli Eğitim Bakanı’nın yaptırdığı araştırma, öğretim üyelerinin yüzde 80’den fazlasının bu kanıyı paylaştığını ortaya koyuyor. Eski ve büyük üniversitelerde YÖK’e karşı oluş oranı ise 90’ları aşıyor.

Öğretim üyesi karşı, Araştırma görevlisi karşı. Öğrenci karşı. Basın karşı. Koalisyon protokolü ve hükümet programı karşı. Solcusu da karşı, sağcısı da…

Ama YÖK beyliği hâlâ sürmektedir.

Ve üniversitelerde umudun yerini, giderek çok ciddi endişeler almaktadır.

Sayın Doğramacı, YÖK’ün “yetkileri artarak” süreceğini müjdeliyor. TBMM Milli Eğitim Komisyonu, kendisine teşekkürlerini ve “tebrik”lerini sunuyor. Başbakan, bu konudaki tek toplantıyı, YÖK’ün atadığı, emir-komuta zinciri içindeki rektörlerle yapıyor.

O da yetmiyor ki, “son değerlendirme toplantısı”nı da onlarla yapmaya karar veriyor.

Birileri işletiliyor ama, acaba kimler?

Hükümetin DYP kanadı mı? Doğramacı ve rektörler mi? Yoksa bizzat üniversitelerin kendisi mi?

★★★

Milli Eğitim Bakanı Sayın Köksal Toptan’ın YÖK’le ilgili görüşlerini, yarın “Kışlalı’nın Konuğu” köşesinde okuyacaksınız.

Sistemi değiştirme konusunda içtenlikli olduğuna kuşku yok. Ama onun da bazı endişeler taşıdığı ortada.

Üniversitelerin yeni yöneticilerinin, yeni yasaya göre seçilecekleri güvencesini veremiyor.

Yasa geç çıkarsa ve bu arada YÖK yeni rektör ve dekanları atamış olursa, “Sorunu geçici bir madde ile çözeriz, atananları yeni yasaya göre değiştiririz” diyemiyor. Belli ki bakanı da aşan bazı etkiler devrede…

★★★

Kişiler geçici, kurumlar kalıcıdır. Elbette ki asıl önemli olan kurumlardır.

Ama nasıl seçildiğinin önemli olması, kimin seçildiği konusunu önemsiz kılmaz. Çünkü seçme yöntemi, daha iyinin seçilmesini sağlamak açısından önemlidir.

Sayın Doğramacı, “ikna” yeteneği çok yüksek bir kişi. İnsanların zaaflarını çok iyi biliyor ve bunu çok iyi kullanıyor. Havayı koklamakta ve değişen koşullara uyum sağlamakta inanılmaz bir beceri sahibi.

Ama bu niteliklerini zaman zaman çok kötüye kullandığı da kesin.

Ayrıntılarıyla yazmıştım: Bazılarından intikam almak ve üniversiteden uzaklaştırmak için, iki yıl öncesinin tarihiyle senato kararı çıkarmıştır; Danıştay’a “sahte belge” vermiştir. Silahlı örgütlerin önderlerini, yabancı dil bile bilmedikleri halde, asistan almıştır. 34 sayfalık “profesörlük takdim tezi”nin 5.5 sayfası İngilizce bir yayından
-Türkçeye bile çevrilmeden- aynen alıntı olanları profesör yapmıştır; rektör yapmıştır; o da yetmemiş, “üniversitelerin bilimsel düzeyini yükseltmek ve denetlemek için” YÖK üyesi yapmıştır.

Birçok değerli bilim adamı, onun yüzünden üniversiteyi terk etmiştir.

Prof. Mümtaz Soysal’ın SBF dekanı iken yaptığı bir “nükte”yi, 12 Mart döneminde ciddi bir “ihbar”a dönüştüren gene odur.

Hükümet -YÖK’ü düzeltirken- Sayın Doğramacı’ya da, “geçmişte yaptıklarına uygun” bir iş bulmalıdır. Tabii YÖK’ü düzeltmek gibi bir niyeti gerçekten varsa!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın