Yazı Hakkında

Başlık:Hükümetin Halleri…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:01 Temmuz 1998, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Hükümetin Halleri…

Hükümete vuran çok.

Çünkü insanların sorunları ve beklentileri çok. Eleştirmek zaten her zaman kolay. Olumsuzlukları sergilemek de, düzeltilmesinin ilk ve önkoşulu… Üstelik “prim” yapıyor.

Sorunları yaşayanlar, onların yüksek sesle dile getirilmesini istiyorlar Bu onları birazcık olsun rahatlatıyor…

Oysa bu hükümetin artıları eksilerinden fazla.

Belirli bir sorumluluk bilinci… Üç başlı olmasına karşın, belirli bir uyum… Özellikle Maliye Bakanı’nda simgeleşen, yarını bugüne feda etmemek anlayışı… Ekonomide yıllar sonra beliren umut ışıkları… Dış siyasette gerçekçi ve onurlu tutum…

Yıllardır bekleye bekleye kangren olmuş sorunların üzerine gitme istenci..

Vergi reformu… Sosyal sigortalar reformu… Eğitim reformu… vb.

Ama bir de madalyonun öteki yüzü var.

★★★

İçişleri… Eğitim…

Birisi Türkiye’nin bugünü açısından birinci derecede önem taşıyor… Ötekisi ise Türkiye’nin yarını açısından… Ve her ikisi birden “rejimin yumuşak karnı”nı oluşturuyor..

Hükümet birinci yılını doldurdu. Ama iki alanda da durum iç açıcı değil.

Askerlerin oluşturduğu Batı Çalışma Grubu’nun raporları ortada.

Ama hükümetin oluşturduğu “sivil” çalışma gruplarının da raporları ortada

Aralarında hemen hiç fark yok!

İçişleri ve Adalet bakanlıkları ANAP’ın elinde. Gericilik ile savaşımda bir numaralı sorumlu olanlar onlar. Gel gör ki, konuyla ilgili hükümet tasarılarını savunmak için TBMM komisyonlarına bile gitmiyorlar.

Kafa yapıları onu gerektirdiği için mi? Yoksa iki buçuk oy için mi?

Çoğu şeriatçılara açıktan ya da örtülü destek veren, kadın eli sıkmayan 300 kaymakam için hükümet kılını bite kıpırdatmadı Valiler düzeyinde de durum parlak değil… Ama kamu vicdaninin suçladığı bazı Emniyetçiler Sayın Başesgioğlu tarafından ödüllendirildiler.

Türkiye için S-300’lerden daha tehlikeli olan 300’lerin ANAP iktidarına döneminde İçişler Bakanlığı’na doldurulduklarını da henüz unutmadık!

★★★

Eğitim alanında da durumda “ciddi” bir değişme yok.

Sekiz yıllık kesintisiz temel eğitim tek başına neyi değiştirecek ki? O eğitimi verenler, verecek olanlar ve de yönetenler değişti mi?

Ciddi, bilinçli bir Bakan var. Ama Hikmet Uluğbay’ın elinin kolunun bağlandığı yolunda çok ciddi savlar da var.

Sayın Bakan, daha bakanlığının üst düzeyine bile egemen değil. Kendi düşüncesine düşman bir kadro ile çalışma zorunluluğunda bırakılmış bir Bakan olur mu?

Bakan, dere kitaplarının yeniden yazılmasını, düzeltilmesini istiyor. Ama yeni kitapları hazırlayacak adamlar da cumhuriyetin temel değerlerine inanmayanlardan seçiliyor. Çünkü onları seçen genel müdür de o değerlere inanmıyor. (Çok somut örnekleri bilerek yazıyorum.)

Uzağa gitmeye ne hacet! Daha pazar günü Deniz Som‘un köşesinde yer alan tek bir olay bile çok şeyi anlatmaya yeter.

Peki kim bağlıyor Uluğbay’ın elini kolunu?

Felhullahçılardan, “ılımlı islam”dan oy bekleyen Ecevit mi? Yoksa Ecevit’in de arkasında, hükümetin büyük ortağı olarak ağırlığını koyan Mesut Yılmaz mı var?

★★★

Cumhuriyet’te bir haber:

“Kültür Bakanı, Behruz Çinici‘yi görevinden aldı.”

Sayın Çinici dünya çapında bir mimar. Büyük paralar kazanabileceği işleri artık ikinci plana atmış, özveri ve idealizmle bir uğraşa girişmiş.

Çarpık kentleşmeyle savaşıyor. Çevreyi çirkinleştirenlerle savaşıyor.

Alındığı görev 2 Numaralı Koruma Kurulu üyeliği. Alınma nedeni, Büyükçekmece ve Küçukçekmece gölleri çevresinin “doğal SİT” yapılmasında etkili olması. Görevden alan da DSP’li Kültür Bakanı…

İnanılacak gibi değil!

Devletteki kadrolaşma tehlike sınırlarını aşmış. Kötüler yerlerinde, iyiler ayıklanıyor.. Ayıklanmazsa yıpratılıyor…

İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu örneği ortada.

Başbakan, “namahrem” diye çocuk hastalara bile bakmayan tıp öğrencisi kızlardan yana… Yasaları uygulayan rektöre karşı..

★★★

Aylar, haftalar çabuk geçer.

Bugün yetkileri içinde olan değişiklikleri yapmayanlar, gün gelir pişman olurlar. Ama onların son pişmanlığı ne kendilerini kurtarır ne de rejimi.

Eğer Türkiye’deki rejimi Batı “askeri demokrasi ” diye nitelendiriyorsa ve dışlıyorsa, bunun günahı askerlerin değil, sivillerindir!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın