Yazı Hakkında

Başlık:Huylu’nun Huyu ve de İdeolojisi…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:21 Şubat 1997, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

Huylu’nun Huyu ve de İdeolojisi…

Belçika’da yayımlanan Anadolu dergisi soruyor:

– CHP’nin tarihsel kimliğini yitirdiği öne sürülüyor… Bir il örgütünün Kürtçe pankart ile yürümesini doğal mı karşılıyorsunuz?

CHP Genel Başkanı yanıtlıyor:

Atatürk hiçbir zaman toplumsal gelişmeyi dondurmamıştır… Siyasal partiler askeri kıtalar gibi değerlendirilemez. Elbette parti çizgisini beğenmeyen ve bunu değiştirmek isteyen insanlar olacaktır. Demokratik bir yapılanmada bunu doğal karşılamak lazım!.. “

Ve aradan birkaç gün geçiyor. “Atatürk’ün kurduğu laikliğin, çağdaşlığın, demokrasinin güvencesi CHP’dir” diyen İzmir İl Başkanı görevden alınıyor. Ve sırada başka illerin olduğu anlaşılıyor.

Niçin?

Deniz Baykal ve “ekibi “ne karşı olduktan için!.
(Malum, kurultay yaklaşıyor…)

Yani Sayın Baykal’a göre: “Türk kadını “denildiği için, “Peki Kürt kadını ne olacak” deyip bir ortak bildiri toplantısını CHP’li temsilcinin terk etme hakkı vardır. Altıok’tan üçünü atmak, partinin adını ve amblemini değiştirmek isteyenlerin bakan olma hakkı vardır. Partili bakanların, Atatürk ve “Birinci
Cumhuriyet”(!) düşmanlarını köşe başlarına getirme hakkı vardır…

Ama genel başkana karşı olma hakkı yoktur!

Sözün özü… İster puta tap ister İsa ya; yeter ki
Mevlana’nın önünde secde et!..

DSP içten içe ve hatta giderek dıştan dışa kaynıyor.

Demir pençe, tabandaki insanların sahneye çıkmasına bir öncü güç olarak kitleleri harekete geçirmesine engel. Kapılar kapalı.. Kapalı kapılar ardındakilerin elleri bağlı, ağızları fermuvarlı.

Ülke adım adım karanlığa sürükleniyor… Çözüm
önerilerini yüksek sesle söyleyenlere gösterilen
yer ise kapının önü.

Demokrasinin gücünün katılımdan geldiği. Çok
kişinin az kişiden -hele hele bir kişiden- daha iyi düşündüğü.. Çok kişinin gücünün az kişinin gücünden daha büyük olduğu unutulmuş..

Artık bıçak kemiğe dayanmış… İnsanları korkutarak susturmak zorlaşmış..

DSP Denizli örgütünün sorumluları haykırıyor:

“Demokratik solun kişilerin değil, kitlelerin partisi olma zamanı çoktan gelmiştir .. Siyası kaygılar nedeniyle onursuzca susmaktansa onurlu bir şekilde gerçekleri dile getirmek, partimize ve halkımıza karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir… Gün kişilerin değil, halkın çıkarlarının öne geçtiği gün olmalıdır. ”

Kapakları sürekli kapalı olan bir baraj, sonunda
mutlaka yıkılır… Nedenli sağlam yapılmış olursa olsun!

★★★

Sayın Baykal. hizipçilik huyundan vazgeçmiyor.
Onun için, önce hizip sonra ideoloji var. Üstelik de
o ideoloji, esen rüzgârlara göre “kolaycacık” değışebiliyor…

Bir bakarsınız, “numaracı cumhuriyetçilik” revaçtadır… Onları yanı başınızdan eksik etmezsiniz, gazeteleri ile içli dışlı olursunuz..

Bir bakarsınız, o çizgi sizi kamuoyu yoklamalannda yüzde 2’lere indirmiş. Hemen çark edip Atatürk’ün ceketine sarılırsınız.

Çünkü önemli olan ideoloji değil, “siz”sinizdir…
İdeolojiye sadakat tartışılabilir, ama size sadakat tartışılamaz!.

Sayın Baykal’ın huyu değişmiyor, ama ideolojisi
değişiyor… Sayın Ecevit’te ise ikisi de değişmelere karşı dirençli. İdeolojik kararlılığı, tutarlılığını ve “güvenilir önder”görüntüsünü kolavlaştırıyor. Ama
“eşim ve ben “dışındakilere olan güvensizlik huyu,
bir yandan yaptıklarını öte yandan yıkıyor.

Solun iki önderi var bugün… Huylarını değiştirmemekte direnen, ama şu anda “yaşamsal sorunlar”da farklı düşünmeyen iki önderi…

Ve de adım adım karanlıklara sürüklenen bir Türkiye var.

O önderlerden birisi, inançlarını hizipçiliğinin önüne geçirebilse.. Ötekisi ise, güven duygusunu aile sınırları dışına taşıyabilse.. Karanlıklar öylesine hızla uzaklaşacak ki!

Bunu yapsalar büyüyecekler, devleşecekler…
Yapmazlarsa acaba ne olacaklar?.!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: