Yazı Hakkında

Başlık:İki Kadın…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:17 Ocak 1996, Çarşamba

Yazı

HAITAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

İki Kadın…

12 Eylül döneminin sonlarına doğruydu, Aziz Nesin, bazı düşünce arkadaşları ile birlikte Demirel’le görüşmüştü. Ve bir ara dayanamayıp
-kendine özgü gülüşü ile- şöyle demişti:

“Bir darbe daha olursa, siz herhalde komünist olursunuz!”

Aslında bazı solcular, Sayın Demirel’i eskiden beri çok takdir ederlerdi. Örneğin onun “Dün dündür, bugün bugündür!” sözünü, “nefis” bir diyalektik özdeyiş sayarlardı.

Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’ne iki kadın üye atadığını duyunca, 30 yıllık bir geçmiş kafamda sinema şeridi oldu… Özellikle de o iki kadın üyenin niteliklerini öğrenince.

★★★

Oktay Ekşi geçenlerde okurlarına -ve bu arada hepimize- bir hizmet sundu. Belleklerimizi yeniledi.

Şu sözler, Nurcuların çıkardığı Köprü isimli derginin Mart 1987 sayısında yer almış:

“Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na ters düşüyor diye din eğitiminden mi vazgeçilecek? Tevhid-i Tedrisat Kanunu, semavi bir kitap değil ki. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur… Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olarak kurulmadı ki.”

Kim söylemiş bunu?

Erbakan Hoca ya da Fethullah Hoca değil, Süleyman Demirel!

Bir zamanlar, elinde Kuran’la seçim alanlarına çıkan da Sayın Demirel’di. “Tespih tutan elle silah tutan el bir olur mu?” diye, aynı suçu işleyenler arasında ayrım yapan da.

En çok imam-hatip okulu açan başbakan şanını elinde tutan da…

Tıpkı şu sözleri 1970 yılında etmiş olan, zamanın Cumhurbaşkanı -ve de eski Genelkurmay Başkanı- Cevdet Sunay gibi:

“Bugünkü okullarda yetişen gençlere ülke yönetimi teslim edilemez. Onlara güvenilemez. Biz imam-hatip okullarını, laik okullara karşı bir seçenek olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri, bu okullarda yetiştireceğiz.”

Sunay kafası, Evren kafası ile sürdü. Ve o kafalar gerçeklere çarptı.

Şimdi ordunun başında, o gerçekleri kavramış, “çağdaş” bir kafa var. Sayın Karadayı’nın ordudaki genel eğilimi yansıttığına da kuşku yok!

★★★

Ordu yönetimi sürekli ve düzenli bir biçimde el değiştiriyor.
Ordu -değişen koşullara göre- kendini yeniliyor. Yöneten kafalar değişiyor.

Ama Süleyman Bey -30 yıldır- hep orada.
Ve iyi ki, kendi kafasını -olabildiğince- gene kendisi değiştiriyor.

Son rektör atamalarında, bazı şeriatçı rektörleri
-YÖK’e karşın- devre dışı bırakan da O!

YÖK’ün başına “nihayet” çağdaş olan, ama oportünist olmayan birisini getiren de O!

Ve son olarak, Anayasa Mahkemesi’ne iki “Atatürk Türkiyesi kadını” seçen de O!

★★★

Nâzım Hikmet, insanları ikiye ayırırmış. Tramvayda gidiş yönüne doğru oturanlar ve geliş önüne doğru oturanlar diye….
Bunun bir ilericilik-tutuculuk eğilimi ayracı olduğuna inanırmış.

Ben geçmişi karıştırmaktan hoşlananlardan değilimdir.

Geçmiş, ancak bugünü anlamamızı kolaylaştırdığı ve ileriye ışık tuttuğu ölçüde anlam ve önem taşır!

Sayın Demirel’in geçmişte çok günahları oldu. Ama şimdi o günahlarını anlamış ise ve de “telafi” etmeye çalışıyorsa, bundan elbette ki memnun olmak gerekir…

Devleti tarikatlara teslim etmek için elinden geleni yapan bir Özal. Ve Özal’ın bozduğu devleti, kıyısından köşesinden düzeltmeye çalışan bir Demirel…

Ne dersiniz… Türkiye’nin son 40 yılına damgasını vurmuş olan, “Atatürk’e evet, ama Kemalizme hayır!” diyen kafa yapısı, acaba tarihsel “vebal”ini  anladı mı?!!

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: