Yazı Hakkında

Başlık:İnanılmaz Bir Olay!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:12 Şubat 1999, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

İnanılmaz Bir Olay!

Gerçekten de inanılmaz bir olay!

Kervana kimler katılmadı ki?!

Bakanlar.. Bakan eşleri.. Ressamlar.. Yazarlar.. Öğrenciler..

“Balo Maskesiz Olsun!” yazısını yazarken amacım bu değildi. Prof. Fahir İz’in incelemesinden yola çıkarak, O. Pamuk’taki sinsi “Atatürk’ü aşağılama” çabalarını okurlara duyurmaktı istediğim… İkinci Cumhuriyetçilerin, Türkiye’nin ‘bir numaralı
aydını” ilan ettikleri kişinin gerçek kimliğinin bilinmesi gerektiğini düşünüyordum.

Yazının başında, bu kişinin iki kitabını -tüm çabalarıma ve aylarca sürünmesine karşın- bitiremediğime değinmiştim. Ama bunu sadece bir “giriş” olsun diye yapmıştım.

Meğer çoğunluğu asıl ilgilendiren, işin bu yanıymış..

Çünkü, her kesimden inanılmaz sayıda insan, meğer benimle aynı durumdaymış!

★★★

Abartmadan, açık yüreklilikle söylüyorum. Öyle sanıyorum ki, hiçbir yazım bu ölçüde ilgi ve
destek görmedi. Ama konuyla ilgili gelen mektuplardan bir tanesi, altındaki imza nedeniyle özel bir anlam taşıyordu.

Yazın ve bilim dünyamızın çok saygın ismi Prof. Tahsin Yücel’in satırlarını, tek sözcüğüne bile dokunmadan, okurlarımla paylaşmayı görev sayıyorum:

“Sevgili Ahmet Taner,

Tüm yazıların gibi Orhan Pamuk ve kitaplarına ilişkin iki yazını da ilgiyle okudum. Ama ‘Kral Artık Çıplak!’ beni bayağı hüzünlendirdi. Gel de hüzünlenme! Birçok üniversite profesörü, birçok köşe yazarı, birçok sanatçı, birçok aydın kişi ‘reklamların etkisiyle’, yani renkli basının pazar eklerindeki bol resimli yazılara, yüksek satış rakamlarına bakarak pop
kaseti alır gibi roman alıyor, okuyup anlamakta zorlanınca, ‘Biz de anlayamıyorsak, herhalde eksiklik ya da yanlışlık bizde değil, başkalarında olmalı’ diyor. Sen yazarın tutucu, kitaplarının niteliksiz olduğunu yazınca da rahatlayıp teşekkür ediyor.

Belli ki, bu aydın kişiler yazın dünyamızı izlemiyor, arada sırada bile olsa, yazın dergilerimizi okumuyor, Pamuk’un yazın eleştirmenlerimizce nasıl değerlendirildiğini bilmiyorlar. Çok etkilendikleri anlaşılan renkli basında koparılan bunca gürültüye karşın, yazın dergilerimizde Pamuk’un son kitabı üzerine elle tutulur hiçbir eleştiri yayımlanmadığını, yayımlananların da bu kitabı örneğin Eco ‘nun Gülün Adı’nın kurgusunu ve izleklerini örnek alıp yinelemek, örneğin Hollywood yöntemiyle bir giz, cinsellik, cinayet, vb. karışımı oluşturarak herkesin ilgisini çekmeye çalışmak gibi yazın adamlarının daha çok birer kusur olarak niteleyeceği özellikleri nedeniyle övdüklerini bilmiyorlar, dünyanın hiçbir yerinde, özellikle de Flaubert’in en ilginç kitabının yılda 200 bile satmadığı Türkiye’de çok satmanın bir yazınsal değer ölçütü olmadığını da. Göründüğü kadarıyla, Pamuk’un kitaplarını okumakta ve anlamakta neden zorlandıklarını da anlayabilmiş değiller. Oysa ünlü yazarın zor okunup zor anlaşılmasının günümüz Türkçesinin çor gerilerinde kalmasından, günlük yaşamımızın en yaygın nesne ve olaylarının adlarını bile karıştırmasından, tutarlı bir roman evreni kuramamasından, her şeyden önce de iletecek bir bildirisi bulunmamasından kaynaklandığını görmek için yazın uzmanı olmak gerekmez.

Pamuk’un kimilerini çok rahatsız eden Atatürk karşıtı tümceleri de bence siyasal bir tutumdan önce bir yazınsal yoksunluğa tanıklık etmekte. ‘Sonra kasaba alanına (doğrusu alanını olacak, Pamuk’ta yanlış tükenmez) dolanır, Atatürk heykeline sıçan güvercinleri ayıplar’ türünden bir tümce, tek başına, yazarının yazınsal, düşünsel ve duygusal düzeyini göstermeye yeter. Süha Oğuzertem, Defter dergisinde yayımlanan başarılı çözümlemesinde, Pamuk’un Kara Kitap’ının tutucu içeriğini tüm ayrıntılarıyla gözler önüne sermişti. Ne var ki, tutucu olmak da, Atatürk karşıtı olmak da iyi romancı olmayı önlemez. Yazarımızın ve ‘menajerler’inin
asıl sorunu adına yaraşır bir romancı olamaması. Ama, dedikleri gibi, burası Türkiye; renkli basın ve renkli kutu sağ olsun, kaşla göz arasında varlık yokluğa, yokluk varlığa çevrilebiliyor. Kemal Tahir’in pehlivan tefrikalarını andıran anlatılarını da ‘ilk Türk romanları’ diye sunmuşlardı.

Andersen’in ünlü çıplak kralına gelince, çıplaklık anlığı çağrıştırıldığından olacak, ben onun geçit törenine don gömlek çıktığını düşünürüm. Böylesi, yazında canlandırdığın duruma da daha uygun.

En içten sevgilerimle.”

Sayın Yücel’in büyük birikimi ve usta kalemi, bu kadar az satıra bu kadar çok şeyi sığdırabilmiş.. Mektubu çok özlü ve o ölçüde de çarpıcı.

Bu satırlarda, sadece O. Pamuk’la aynı kabileye mensup “menajerleri”nin in ve “hık deyicileri”nin değil, herkesin kendine göre çıkaracağı çok ders var.

Ama, işin içinde parasal ya da ideolojik çıkarları olanlar için bu elbette ki
çok zor…

 

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: