Yazı Hakkında

Başlık:İnönü, Ecevit ve Baykal…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.16)
Tarih:12 Temmuz 1992, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

İnönü, Ecevit ve Baykal…

Sayın Erdal İnönü, alkışlarla başladığı iki büyük oyunu, ıslıklarla bitiren bir tiyatro oyuncusuna benziyor. Nedeni ise talihsizlik değil yanlış hesap..

Birinci oyun, siyasal yasakların kalkmasıyla ilgili halkoylaması ile başladı. Sayın İnönü, en büyük rakibi Ecevit’in özgürlüğü için mücadele verir konumdaydı ve büyük “takdir” topluyordu.

Ama arkasından, Özal’ın “Mussolini’vari” seçim sistemini içine sindirdi. Demirel ve Ecevit’in, “seçim sistemi düzeltilmezse” seçimlere katılmama önerisini desteklemedi.

Niçin?

Ecevit’i “bitirmek” için.

Ecevit bitmedi, daha da katılaştı. Ama bu hesaptan SHP de toplum da zararlı çıktı. Üçte bir oyla Sayın Özal’a Çankaya yolu ve ülkeye de yıllar sürecek bir siyasal bunalım yolu açıldı..

İkinci oyun, CHP’nin yeniden açılması çabalarıyla başladı. Sayın İnönü, ilgili yasanın sürüncemede kalmasını engelliyor, Meclis’in tatile girmesinden önce çıkmasına katkıda bulunuyordu.

Alkışlayanlar, kendisinden, coşkuların artacağı bir “final” beklemekteydiler: “CHP kapatılmış olduğu için biz varız; kapılarını yeniden açtığı anda, tüm sosyal demokratların o çatı altında yerini alması en doğal davranıştır…”
Bunu söyleyebilse, alkışlar artacak ve DSP’yi de köşeye sıkıştırmış olacaktı.

Hayretle açılan gözler önünde, “En büyük biziz, öyleyse CHP gelip SHP’ye katılsın” dedi.

9 eylülde toplanacak CHP kurultayından, böyle bir karar çıkma olasılığının kesinlikle bulunmadığını göremedi. Parti içi ve dışı rakiplerini sevindirircesine, konumunu zayıflattı.

“CHP’ye giderse genel başkan olamayacağını biliyor da onun için öyle davranıyor” türü yorumlara çanak tuttu.

★★★

Sayın Ecevit ise gücünün farkında olmayan bir oyuncu gibi
âdeta seyircinin tepkilerinden ürküyor.

12 Eylül sonrasında, geçmiş öngörüleri bir bir doğrulanmış bir önder olarak CHP tabanında eskisinden çok daha güç kazanmıştı. Hoşgörülü davransa, geçmişe çizgi çekse, herkesi itmese, bugün
-büyük olasılıkla- Demirel’den de önde bir konumda olacaktı.

Aynı şeyi, CHP’nin yeniden açılması gündeme geldiğinde de yapabilirdi… CHP’nin -benim de üyesi olmaktan gurur duyduğum- son kurultay delegelerinden kime rastlasam, aynı şeyi söylüyor:

– Bülent Bey, hiçbir koşul öne sürmeden, CHP’nin başarısı için gerekirse bir “nefer gibi” çalışacağını söyleseydi, genel başkanlığın rakipsiz tek adayı olurdu!..

Kendisine en çok kızanlar bile aynı görüşteler.

Ama bunu yapmadı. Kavgacı ve hoşgörüsüz olduğunu savunanlara koz verdi. Tıpkı İnönü gibi o da toplumsal tabanı üzerken siyasal rakiplerini sevindirdi.

★★★

Sayın Deniz Baykal ise neye mal olursa olsun başrol oynamak isteyen bir oyuncu görünümünden kurtulamadı.. Haklı ya da haksız..

CHP’nin yeniden açılmasını, genel başkan olmak için bir fırsat gibi gördüğü izlenimini silmek zorunluğu ile karşı karşıya.

… Türk solunun da Türk demokrasisinin de güçlenmesi, şimdi bu üç isme çok yakından bağlı. Onların CHP olayı karşısındaki tutumlarına bağlı.

Ama o tutumlar sadece CHP olayını değil, aynı zamanda
kendi siyasal geleceklerini de belirleyecek!

SHP ve DSP’nin “ihtiyatlı” davranmasından yararlanıp bir an önce CHP’nin vitrinine yerleşmeyi deneyecek bir Baykal, sadece CHP’ye değil, kendisine de zarar vermiş olacaktır.

İnönü ve Baykal’ın içinde yer alacağı bir CHP oluşumunun dışında kalacak bir Ecevit, DSP’nin bugünkü gücünü de koruyamayacaktır.

Ecevit’li bir CHP’ye katılmaktan çekinen bir İnönü, koalisyonun da SHP’nin de çok geçmeden çöktüğünü görecektir…

İki gerçeği herkesin peşinen kabul edip hesabını ona göre yapmasında yarar var:

Bir; CHP hiçbir partiye katılmayacak ve kendi bayrağı ile yoluna devam edecektir.

İki; SHP ya da DSP’den birisinin CHP’ye katılması durumunda, diğer partinin varlığını sürdürmesi son derece zorlaşacaktır.

Kartlar çok açık.. “Blöf “e yer yok!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: