Yazı Hakkında

Başlık:İsrail’den Anılar…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:15 Mart 1996, Cuma

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

İsrail’den Anılar…

Golan Tepeleri’ni geziyorduk.

İsrail, bu çok stratejik noktayı Suriye’den alalı henüz çok olmamıştı. İyi Fransızca bilen bir yüzbaşı bilgi veriyordu. Biraz ilerimizde de iki er, ayaklarını uzatmış sigara içiyordu. Yanlarından geçerken ne toparlandılar ne de subaya selam durdular.

Hayretler içindeydik.

Ama aynı erler, görev anında, bölgenin en etkili ordusunun kusursuz bir parçasını oluşturabiliyordu.

Sokaklarda, otobüslerde, işyerlerine otomatik tüfekleriyle giden siviller vardı. En ufak bir alarmda, hemen görev yerine koşacak olan ordu mensuplarıydı
bunlar.

★★★

Köktendincilik İsrail’de çarpıcıydı.

Kudüs’teki King David Oteli’nde özel bir asansör bulunuyordu. Önünde sadece beklenilen, hiçbir düğmesine basılmayan bir asansör. Her katta duruyor, inen iniyor binen biniyordu.

Çünkü haftada bir gün Şabad’da elektrik düğmesine basmak, elektrikli aletler kullanmak günah sayılıyordu. Köktendincilerin odalarına da -özel istekleri üzerine- bir özel sistem yerleştiriliyordu. Elektrik akşam belirli saatte yansın ve sonra da gece belirli saatte kendiliğinden kesilsin diye.

Yemeklerde etli ile sütlüyü aynı anda birlikte yiyemiyordunuz.

En lüks lokantalarda bile bu böyleydi. “Yahu ben Yahudi değilim, bana ne sizin inancınızdan” deme hakkınız yoktu.

Bir yemekte, etten sonra dondurma gelmişti. Hayretimizi görenler güldüler:

– Lezzetle yediğiniz bu dondurma hayvan sütünden yapılmış değil. İçindeki, baklagillerden elde edilen yapay bir süt…

Köktendinci bir Musevi tarikatı, her yıl Birleşmiş Milletler’e bir dilekçe ile başvurmaktaydı.. “Bütün İsrail oğulları eşittir; hiçbiri diğerine üstün değildir;
biri diğerini yönetemez” diye.. Ve dilekçe şöyle noktalanıyordu:

“Bu nedenden dolayı, İsrail’i yönetmek üzere siz bize birilerini atayın!”

★★★

Lut Gölü kıyısında, en olumsuz koşullarda bile -toprak altından sulama ile- nasıl tarım yapıldığına tanık olmuştuk. Su hem çok kıttı hem de yukarıdan verince anında buharlaşıyordu… Buharlaşan su da boşa gitmesin diye fidelerin üstü ince bir naylonla örtülüydü.

Yıllar önce İsrail’e göç etmiş Türk Yahudilerinin yetiştirdiği, çölde kilometrelerce uzanan “Atatürk ormanlarını”nı görmüştük. Türk Yahudilerinin oluşturduğu Moşav diye adlandırılan -yarı kolektif- köyleri gezmiştik.

Moşav’ın hemen tüm evlerinde, belirli saatlerde “Çukurova Radyosu” dinleniyordu. Herkes bizi kendi evine davet ediyordu. Paylaşılamıyorduk.

Her şeyi Türkiye ile kıyaslıyor ve sonunda Türkiye’nin daha iyi olduğu sonucuna varıyorlardı: “Nerede bizim oralar!..”

Türk takımları geldiğinde, ellerinde Türk bayrakları ile nasıl gösteri yaptıkları anlatılıyordu…

★★★

Gezi sırasında dağıtmak üzere. Türkiye’den küçük anı eşyası satın almıştık. En önemlisi, büyük ve güzel bir Kütahya çinisi tabaktı. Ziyaret etmemiz öngörülen, zamanın Dışişleri Bakanı Igal Alon’a verecektik onu.

Son gün geldi çattı.

Dışişleri’ne gitmek üzere otelin girişinde toplandık. Prof. Mehmet Gönlübol da koltuğunun altında armağan paketi olduğu halde aşağı indi. Tam çıkmak üzereydik ki bir adamın kan ter içinde Türk heyetini aradığı görüldü… THY’dendi ve koltuğunun altında da bir paket vardı… Gönlübol’unkine çok benzeyen bir paket:

– Sayın Gönlübol’un eşi yollamış… Türkiye’de unutulmuş; çok önemliymiş!

Paket açıldı ve içinden Kütahya tabağımız çıktı… Tüm bakışlar, Gönlübol’un koltuğunun altındaki pakete dönmüştü. O da şaşkındı.

Ve ikinci paket de açıldı… İçinde yuvarlak bir klozet kapağı vardı!

Bayan Gönlübol, bavulu hazırlarken, ev için alınmış olanla İsrail’e gidecek olan paketi karıştırmıştı…

Ya THY o gün 5-10 dakika daha geç gelmiş olsaydı?

Heyetin en yaşlı üyesi, rahmetli hocamız Prof. Reşat Aktan’ın -armağanımızı İsrailli bakana sunarken- tüm ciddiyeti ile ağzından dökülen tümceyi anımsıyorum:

– Türk halkının bir dostluk anısı olarak, el sanatlarımızın güzel bir örneğini sunmaktan dolayı mutluyuz…

★★★

Sayın Cumhurbaşkanımızın İsrail gezisi bana bunları çağrıştırdı.

Belki Sayın Demirel’in -sevgili Balbay’ın da eşlik ettiği- gezisi, bizimkisi kadar sürprizlerle dolu olmamıştır diye düşünüyorum…

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: