Yazı Hakkında

Başlık:İsterseniz Birleşmeyin, Ama…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.4)
Tarih: 07 Şubat 1993, Pazar

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ
AHMET TANER KIŞLALI
İsterseniz Birleşmeyin, Ama…
Sol partilerin birleşmelerini istemek başka, laik cumhuriyeti korumak için işbirliği yapmalarının gereği ve hatta zorunluğu üzerinde durmak gene başkadır.
Üç partinin varoluş nedenleri arasındaki farklılığa belki hoşgörü gösterebilirsiniz; ama yalnız kendilerinin değil, insana saygılı çağdaş bir düzen isteği içindeki bütün kitlelerin “ortak değerleri”ni korumak içi bile, biraraya gelememelerine saygı duyamazsınız.
Uğur Mumcu’nun arkasında yürüyenleri, sabahlara kadar mumların başında nöbet tutanları, birbirlerinden bazen yüzlerce kilometre uzakla -aynı duygular içinde- gözyaşı dökenleri birleştiren temel öge nedir?
Bu toplumu çağa taşımak için 70 yıl önce atılan temellere olan inançları! Ve o inancı yıkmaya yönelik “tehdit” ve “tehlike”nin bilincinde olmaları!.
O inancın ve o bilincin gereklerini yerine getirmeyenlerin, o kitleleri temsil etmeye, onlardan oy istemeye hakları olabilir mi?
Aynı inancı, aynı duyarlılığı paylaşan kitlelerin varoluş nedeni siyasal partiler ve önderler değil, partilerin ve önderlerin varoluş nedeni o kitlelerdir..
Varoluş nedenini unutanlar ise, unutulmaya mahkumdurlar!.
Cumhuriyet’in perşembe günkü sayısında “The Wall Street Journal Europe”un, on yıl sonrası ile ilgili öngörülerini okumuşsunuzdur: Refah Partisi iktidarında, İstanbul’un başkent olduğu, kendisini Avrupa’dan soyutlamış bir Türkiye..
Batılıların Türkiye’de olup bitenlere doğru tanı koymakta zorlandıklarını söyleyebilirsiniz.. Bektaşilik ve Mevlevilik olgularının doğduğu Anadolu kültürü ile Arap ya da İran kültürleri arasındaki temel ayrımın önemini anımsatabilirsiniz. Kemalist devrimin ürünlerini hafife aldıklarını savunabilirsiniz.
Ama, çağdışı rejimlerle çevrili bir coğrafyada, laikdemokratik-tekil devletin “ciddi” bir saldırı karşısında olmadığını söylemeye diliniz varır mı?
Demokrasi güçlükle, adım adım, uzun bir süreç içinde oluşur; bazen de beklenmedik ölçüde kolay ve çabuk yıkılır.. Laiklik ise, demokrasinin “olmazsa olmaz” koşuludur..
Almanya, “Burası İtalya değil” diye diye Nazizme teslim olmuştu Fransa. “Burası Almanya değil” diye diye özgürlüğünü yitirdi..
Ne kadar haklı gerekçelere dayanırsa dayansın. “Burası Latin Amerika değil” demek. Türkiye’yi üç askeri darbeden koruyabildi mi?
Ne kadar haklı gerekçelere dayanırsa dayansın. “Burası İran değil” demek. Mumcu’nun arkasından ayaklanan ya da düşünceleriyle yürüyen milyonların içindeki kuşkuları gidermeye yetebilir mi?
.
RP’nin gerisindeki bütün kitlelerin bir “din devleti” istediklerini kimse öne süremez Ama gene aynı kitlelerin, zaman içinde, adım adım o noktaya getirilemeyeceğimin güvencesini de kimse veremez.
Kitleler güçlüye inanır, güçlünün peşinden giderler.
Bugün ne SHP, ne DSP, ne de CHP güçlüdür..
Demokratik solcu, önce “demokrat” sonra “solcu”dur… Laikliğin yokolacağı. özgürlüklerini yitireceği bir yarın korkusuna kapıldığında, oyunu güçlü gördüğüne, örneğin ANAP’a verirse, bunun hayret edecek bir yanı olabilir mi?
İstanbul’a gelecek yıl “Bay Mezarcı” benzeri bir RP’linin belediye başkanı olması korkusu, sosyal demokrat oyları örneğin Dalan’a iterse, bunun tutarsızlığını kim öne sürebilir?
ANAP ya da DYP, gerçekten de Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin temel niteliklerini korumaya kararlı iseler, ne gam!.. O durumda, üç sol parti, on yıl sonra iktidara gelebilmek için (!), aralarında kozlarını rahatlıkla paylaşabilirler..
Ama, bırakın Özal’ın ANAP’ını; acaba Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı, laikliği korumakta yeterince içtenlikli mi? Bırakın dünün Demirel’ini; acaba bugünün Demirel’i, laiklik karşıtlarının devlet eliyle beslenmesi karşısında kararlı bir tutum takınmaya hazır mı?
İmam-hatip okulu mezunlarının Harp Okulu’na girebilmeleri için komisyonda çoğunluğu sağlayanlar, acaba Yılmaz’ın ANAP’lıları ile Demirel’in DYP’lileri değil de,başkaları mıydı?!..
Üç sol partinin birleşmesi için uğraşmak, şu anda gerçekçi değil. Bu nedenle, doğru da değil!
Ama üç sol partinin, laik-demokratik cumhuriyeti savunmak için. Atatürk’e saldıranların karşısına dikilmek için, işbirliği-güçbirliği yapmasını istemek, sadece doğru değil, aynı zamanda o inana taşıyan milyonlar için bir haktır!..
Ecevit’in, Erdal İnönü’nün, Baykal’ın konuşmacı olacağı açık hava toplantıları düzenleyin. Bırakın SHP, CHP, DSP bayrakları birbirine karışsın. Bırakın yüzbinler, milyonlar, Atatürk’ün cumhuriyetine sahip çıksın..
Belediye başkanlıklarına “ortak” adaylar gösterin..
Demokratik bir seçim sistemi için, 12 Eylül de Atatürk’ün mirasına yapılan saygısızlığı onarmak için, çağdaş bir anayasa için kolları sıvayın.. Ve korkmayın!..

Bu hiçbirinizi küçültmez, hepinizi büyütür!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: