Yazı Hakkında

Başlık:İsyan Ediyorum!
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:20 Eylül 1995, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

İsyan Ediyorum!

Şu sözler, Türkiye’deki karayolları trafiğinin en yüksek sorumlusuna ait:

– Türkiye’deki kazalarda Karayollan’nın kusurunun binde 24 gösterilmesi bana göre yanlış! Bizim polis devlete sahip çıkar, devlet kurumlarını suçlamaz. Kazalarda Karayolları’na fazla kusur verilirse, kaza yapanların dava açacakları düşünülürdü. Görüşmeyi yapan gazeteci soruyor. “Devleti sevmek başka, gerçek sorumluluğu saptamak başka. Bu durum hâlâ devam ediyor mu? Polis hâlâ Karayolları’nı koruyor mu?”

– Durum kendi polisimizin eğitim eksikliğinden kaynaklanabilir. Son zamanlarda polisimizi bu konuda uyardık.

Tarih 21 Mayıs 1995… Sözlerin sahibi trafikten sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kerem Durmuş… Konuşmanın yayımlandığı yer,Türkiye gazetesi.

***

Köprü yapımı nedeniyle, asfalttan bir karış aşağıda beton zemin… Daralan yol… Ve sert zeminin üzerine, sanki “bilya görevi yapmak üzere” yığılmış mıcır. Köprünün çevresinde korkuluk bile yok! Hiçbir uyarı işareti yok! Gece sabaha karşı birinci kaza ve ilk ölü var… Sabah saatlerinde ikinci kaza ve iki ölü var… İki saat sonra üçüncü kaza ve bir ölü var… 48 saat içerisinde başka kazalar ve başka ölüler var… Aynı yerde! Herkesin gözleri önünde! Ama -ikinci kazadan ve üç ölüden sonra bile- hâlâ gerekli uyarı işaretleri yok! Ne beklersiniz? Kazılarının utanç ve üzüntü ile başlarını öne,eğip susmalarını… Ve de Yunak-Akşehir karayolunun 28. kilometresine kurulmuş “ölüm tuzağını”nın “gerçek”sorumlularını saptamak için,“yansız” bir soruşturma başlatmalarını… Ne gezer! Olayların sorumluları zaten “peşinen” belli!.. Tüm suç bizlerde… 0 yolu seçmiş olan, ölü ya da yaralı sürücülerde… Geçmiş yılların İlhamı Soysal’larında, San’larında, Erel’lerinde… Susacaktım, eğer susması gerekenler konuşmasalardı! Eğer “kurban” ile “sorumlu” birbirine karışmamış olsaydı! Eğer, sorumlu vicdanlar, parmakları ile “insafsızca” bizleri göstermeseydi! Eğer, onarılması olanaksız acılarımızla, adeta alay edilmeseydi! Tam 32 yıllık sürücüyüm… O ölüm tuzağına kadar kazam yok… Kurallara aşırı dikkat ve hız
karşıtı olmakla tanınırım… Ne dengesizim, ne de çılgın ve bilinçsiz… Olay sırasında uykulu değildim; içkili ya da yorgun değildim. Karşımda uyarı işaretleri olsaydı, uymamam için bir neden var mıydı? Olaylardan saatler sonra bile, gerekli uyarı işaretlerinin konmamış olduğunun tanıkları ortada… Kaymakamdan emniyet müdürüne, hükümet doktorundan o yoldan günde 5-6 kez geçen minibüs sürücülerine kadar! Ve de, karayollarının “soruşturmacısı”na, savcının odasında yöneltilmiş bir isyan tümcesi var:

– Madem ki kararınızı peşinen vermişsiniz, raporunuzu yazmak için buralara kadar gelmenize ne gerek vardı? Zahmet etmeyip, Ankara’da yazsaydınız!

Çocukken, ağlayarak uyandığım düşler görürdüm… Hepsi de, bir “haksızlık” karşısında çaresiz kaldığım düşlerdi bunlar… Bazıları, en değerli varlıkları yitirdiklerinde Tanrı’ya isyan ederler… Ben Nilgün’ü yitirdiğimde; acı çekmediği için, kızlarım da arabada olmadığı için, mutlu gittiği için, hiç değilse 28 yılı paylaştığımız için…Tanrı’ya şükrettim! Ama şimdi, kendilerini kurtarmak için, beni ve o “ölüm tuzağı”nın canlı ya da ölü kurbanlarını hedef gösteren parmaklara isyan ediyorum! Kendi adıma, isyan ediyorum! Altınay’la Dolunay adına isyan ediyorum! İlhami’ler, Burcu’lar, Teoman’lar adına… onların acılarını hâlâ yüreklerinde taşıyanlar adına… yüzlerce, binlerce benzerleri adına isyan ediyorum!

Ve -ciğerlerimin tüm gücü ile- haykırıyorum: Yükseltin artık sesinizi!.. Yükseltin ki, bizim çektiğimiz acıları, hiç değilse başkaları da çekmesinler!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: