Yazı Hakkında

Başlık:“Kartvizit” Oyunu…
Kaynak:Cumhuriyet Gazetesi (s.3)
Tarih:29 Haziran 1994, Çarşamba

Yazı

HAFTAYA BAKIŞ

AHMET TANER KIŞLALI

“Kartvizit” Oyunu…

Telefondaki ses, hükümetteki “sol” partinin bir üst düzey yöneticisine aitti:

– Yazdıklarınıza aynen katılıyorum! O düşünceleri, belki daha da sert olarak, toplantılarımızda dile getiriyoruz.. Hayretler içindeydim. Çünkü benim beklediğim sözler bunlar değildi.

O günkü yazımda, partisinin “iki numara”lısının Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarıyla ne gibi numaralar içinde olduğuna değinen tümceler vardı. Ben de telefonun amacının bir “savunma” olduğunu sanmıştım.

Telefondaki ses devam ediyordu:

– Çaresizlik içindeyiz, ne yapalım? Köy köy, mahalle mahalle dolaşıp, gerçekleri anlatmayı düşünüyoruz..

Kuşkusuz ki, çok saygıya değer bir davranış olurdu. Ama fazla işe yarayacağını sanmadığımı söyledim. Çünkü artık insanları, anlatarak inandırmak dönemi geride kalmıştı.

Tabanın ne tür tepkiler içinde olduğunun boyutlarını ölçebilmek, belki de partide sorumluluk taşıyanlar için çok zordu.. İnsanların artık “laf” değil, somut davranış ve sonuç beklediklerini anlatmaya çalıştım…

★★★

SHP bu noktaya iki günde gelmedi.

Önce “Hadi hep birlikte, bir an önce Meclis’e girelim” telaşı içinde SODEP kuruldu.. Tutarlılık falan aranmadan.

Sonra, aynı mantıkla SODEP ile HP birleşmesi gündeme geldi. İlk genel başkanı olan bir sayın dostumuz da, parti ile Mevlana dergâhını birbirine karıştırdı. “Kim olursan ol, yeter ki bize gel!..” diye.

Partide ne tutarlılık kaldı, ne inandırıcılık.

Sınıfsal dayanışmanın yerini, mezhepsel ya da bölgesel dayanışmalar aldı.. Partinin oy aldığı kitlelerle örgütü birbirine yabancılaştı.. Sınıfsal endişelerden uzaklaşıldıkça, belediyesel olanakları paylaşma endişeleri öne çıktı..

SHP’nin o günlerde de aynı görevde olan bugünkü “iki numara”lısının çabalarıyla, Özal’ın seçim sistemi “oyun”una ortak olundu; “Bu seçim sistemi ile Ecevit, Meclis’e giremez, biz de solda tek başımıza kalırız!” gibi dahiyane(!) bir mantıkla..

O sivri akıllılık, önce Ecevit’i katılaştırdı.. Sonra da Özal ve Demirel’i nöbetleşe Çankaya’ya taşıdı.

Ve sıra geldi HEP’i Meclis’e taşımaya.

“SHP aslında PKK’yi Meclis’e taşıyor” diye haykıran Ecevit’e kızıyorduk. Ama yurtdışına kaçan milletvekilleri “Bombalar gerekliydi” deyince, olayın artık tartışılacak bir yanı da kalmadı.

Bu “tarihsel yanılgı” SHP’ye çok pahalıya mal oldu. Sadece Karadeniz’de, Trakya’da, Marmara’da ve Ege’de büyük ölçüde oy yitirilmedi.. Güneydoğu’da da bir düş kırıklığı yaşandı. 13 seçim bölgesinde tek bir milletvekili bile çıkarılamadı..

Aymazlığın son perdesini ise, “dokunulmazlık”ların kalkması sırasında yaşadık. Bazı aklıevvellerin çabalalarıyla, SHP bu kez de DEP’lilere “tümden” sahip çıktı.

İki tanesini ayırıp, “Bunlarınki düşünce suçu değil, teröre destek suçudur!” demek sağduyusunu bile gösteremedi..

★★★

Pazar günü İstanbul’da “Solda Bütünleşme Kurultayı’na Doğru” toplantısı vardı. Türkiye’nin çeşitli yanlarından gelen “temsilci”lerin ve kitle örgütlerinin “sözcü”lerinin katıldıkları görkemli bir toplantı.

Bir anlamda “tabanın sesi” oradaydı, ama “tavan” yoktu!

DSP ve CHP’li yöneticilerin katılmasına “lider”leri izin vermemişti. SHP’den bazı tanınmış isimlere rastlanıyordu; çünkü bu partide kimsenin kimseyi dinlediği yoktu..

Taban “Allah rızası için birleşin artık! Ülke elden gidiyor!” diye çıldıracak noktada iken.. tavan eğer hâlâ bu ölçüde duyarsız kalabiliyor ise, bu partilerin “demokratik” olduklarını kim öne sürebilir?

Bu partilerin parti olduklarını kim öne sürebilir?

Partiler mi kitleler için vardır, yoksa kitleler mi partiler için?

Ve partilerin irili ufaklı bir avuç yöneticisi, bu giderek bıkkınlık veren oyunda neyi korumaya çalışıyorlar?

Artık kimsenin değer vermediği “kartvizit”lerini mi!..

Orijinal Görsel

Yorum ekle

Yorum yaz

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: